Showing posts with label kisisel gelisim. Show all posts
Showing posts with label kisisel gelisim. Show all posts

May 29, 2015

Live, Love, Dream - Tomorrowland

dreaming - hayal kurmak - ilham veren fotograflar

Çevremdeki pek cok kişiyle konuştuğumda, inanılmaz iyi fikirler dinliyorum, hayallerini, ve onları heyecanlandıran düşüncelere şahit oluyorum ve herşeyden öte, bunları anlatırken gözlerinin içinin parladığını gözlemliyorum. Ses tonları ve vücut diline kadar yansıyan o rahatlama ve heyecanı anlamamak için gerçekten kör olmak lazım. Kimisinin hayali Ege'ye yerleşmek oluyor, kiminin ceviz yetiştirmek, yazmak, fotoğraf çekmek, takı tasarlamak, kafe açmak, kendi atölyesini kurmak, müzik yapmak, kiminin de muhteşem inovatif projeler çıkaracak bir girişim sahibi olmak. Ama sonra olan oluyor ve bunları konuşup heyecanlandığımız, planlar kurduğumuz kahve molaları, öğlen yemek araları veya haftasonları sona eriyor ve herkes yeniden adeta yaşam mücadelesi verdiği ve idareten para kazanmak uğruna yaptığı işine dönüyor, hayallerini rafa kaldırıyor. Çünkü sistem bu.

Çocuk yaştan beri, oku, sınavları kazan, üniversiteyi bitir, biter bitmez işe gir, sebat et, çalış,çalış ve yüksel şeklinde bir yönlendirme, daha doğrusu beyin yıkama var. Veya aile kurdun, çocuğun oldu, 'artık evine vakit ayırmalısın, eşin ve çocuğun icin yaşamalısın, hayat senin için bitti, öncelik sen değilsin, gibi depresif ve kısıtlayıcı saçma bir toplumsal dayatma var. Bu önceden belirlenmiş olan rotaların dışına çıkmak ise adeta bir yasak elma!

Bir gün bir deli cesareti gelene kadar veya piyangodan ikramiye çıkana kadar herkes statükoyu koruyor, direne direne rutinlerini sürdürüyor, çarkı çeviriyor. Tabii bu süre boyunca, hayallerini koruyabilen, hatta daha da ötesi, hayal kurmayı başarabilen kişilerin sayısı onbinlerde 1'lere iniyor tahminen. 'Ressam olma, para kazanamazsın'. 'Müzik yapma, seni kim dinleyecek, beş parasız kalırsın. 'Yazacaksın da ne olacak, kim senin yazılarını okuyacak'? Bilmiyorum! Ama bildiğim birşey var ki, artık hayal kuramaz hale gelmek ve kendine inanmamak bir insanin başına gelebilecek en en en kötü şey!


Dünyayı kötülüklerden, hastalıklardan, küresel ısınmadan kurtarabileceğine inanan, Jetgiller'deki gibi uçan arabalar yapabileceğimize inanan çocuk beyinlerimizi düşünün önce. Sonra da büyüdükçe, o sınırsız hayal gücüyle çalışan beyinlerimizin, toplumsal dayatmalar, vizyonsuz yaklaşımlar ve dünya genelinde yaşanan olumsuzlukların sürekli tekrar edilmesiyle birlikte nasıl karamsarlığa sürüklendiğini. İki gün önce, çok feci geçen bir iş gününün sonunda, vizyonu sebebiyle dünyadaki en beğendiğim marka olan Disney'in Tomorrowland filmine gittik Barış'la. Filmin abartı olan, geyik kısımları elbette var. Ama öyle önemli bir noktaya dokunuyor ve mesaj veriyor ki, istisnasız herkesin izlemesini isterim. Hayallerimizi nasıl kaybettiğimizi, karamsarlaştıkça, çevremizdeki sayısı zaten azalmış olan hayalperestleri de yok ettiğimizi ve böylece bizim için umudun nasıl kaybolduğunu anlatıyor film.

Oysa ki o hayalperestlere ve inancını kaybetmeyenlere, suya ihtiyacımız olduğu gibi ihtiyacımız var. 


April 29, 2015

Isleriniz Basinizi Asiyorsa, Hayatinizi Kolaylastirmanin 6 Yolu

  No comments    
categories: , ,
Son zamanlarda isler ve sorumluluklar arasi kostururken kendimi unuttugum, cok yordugum ve hatta hastalanarak bu yogunlugu kendim icin daha da zor ve yonetilmez hale getirdigim dogrudur. Iki gundur, kendimi bu cikmaza nasil soktugumu dusunuyorum ve hicbir seye yetisememedigimi hissedip kendime kiziyorum.  Bu aksam eve geldigimde, kafam yapmam gereken seylerle oyle doluydu ki, yuksek gerilim hatti gibiydim ve eve uzun zaman sonra ilk kez erken gelmemin bile tadini cikaramiyordum. Ta ki kucagima aldigim bilgisayara saatlerce bos bos baktiktan sonra aklim basima gelene dek. Bazen sadece birsey yapmamaya ihtiyacimiz var. Kafamizi hic calistirmamaya ve dusunmemeye.  

Peki kendi tempomuza yetisemedigimiz zamanlarda hayatimizi nasil kolaylastirabiliriz?

1. Yardim teklif edenlerden yardim alin. Eger cevrenizde, hayatinizi kolaylastiracak en ufacik bir noktaya bile destek olmayi teklif eden insanlar varsa, kabul etmekten cekinmeyin. Herseyle kendi basiniza basa cikmak zorunda degilsiniz. Komsunuz yemek mi getiriyor, alin. Veya temizlige, utuye yetisemiyor musunuz? Mali olarak zorlayabilir belki ama akil sagliginizi koruyacagi icin birisinden destek almakta fayda var. 

2. To-do list'ler hayat kurtarir. Hem yapacaklarinizi unutmamanizi, hem de yazili oldugunda elinizde liste olarak durdugu icin kafanizda surekli "neydi, ne yapacaktim" diye dusunmemenizi saglar. Sabahtan gun icinde yapacaginiz seyleri yazdiginizda, oncelik sirasi da gozunuzde canlanacaktir. Arti, listeden birseyleri tamamladikca ustlerini cizmenin basari ve rahatlama hissi verdigi suphesiz. 

3. Gunde en fazla 24 saat var, herseyi yapamazsiniz. Bazen yapabileceklerimizin ve fiziken mumkun olanin uzerinde isler yukluyoruz kendimize. Sanki uyumayacak ve yemek yemeyecek gibi ajandalarimizi dolduruyoruz, kendimize dinlenme ve yenilenmek icin molalar bile birakmiyoruz. Herseyi yapamayacagimizi ve bazen birseylerin eksik kalmasinin normal oldugunu kabul etmek lazim.

4. Asiri yogun oldugunuz zamanlarda yemek yapmaya calismayin, pratik yemeklerle vakit kazanin. Basit sandvicler, haslanmis sebzeler, tavada kolayca pisecek tavuk veya kofte, yorgutlu makarna ile yemek yapmaya ayirmaniz gereken ciddi bir zamandan tasarruf edersiniz. Elbette, almaniz gereken vitamin ve besinlere dikkat etmeyi unutmadan ve ogunlerinizi ihmal etmeden bunu uygulayin. 

5. Hatirlatmalar kullanin. Teknolojinin faydalarini degerlendirin ve telefonunuza, bilgisayariniza yapilacaklar islerinizi veya notlarinizi hatirlatma olarak kaydedin. Takviminizde bulunsun veya Siri size zamani gelen bir isi hatirlatsin. Hatirlamak icin zihninizi ekstra yormaniza gerek kalmasin.  

6. Vitaminlerinizi unutmayin! Kimin ekstra enerjiye ihtiyaci yok ki! Kendinize her kosulda iyi bakin ve sinirlarinizi asmak icin zorlamayin. 

March 6, 2015

Bu Devirde Herkesin Bir Blogu Olmali

  No comments    
categories: , , ,
blog - why i blog - why blog - blog yazarligi - blogger
Blog yazmak, yalnizca 20 yillik bir gecmise sahip olsa da, bu 20 yilda cok fazla degisimden gecti. Gunluk gibi yazilan, insanlarin ilgi alanlarini, dertlerini, siirlerini, fotograflarini paylastiklari bir platformdan, is yapmanin ve pazarlamanin vazgecilmezi, markalarin isbirlikleri yapmak icin bastaci ettikleri, hatta alisilagelmis yazili basin ve yayinlarin yerini almaya bile hazir bir platform haline donustu. 

2004-2005 tarihleriyle birlikte, kisisel bloglarin populerligi hizla artmaya basladi ve 2010-2012 donemlerinde de altin cagini yasadigini soylemek yanlis olmaz bence. Su siralar ise blogu olmayani dovuyorlar neredeyse! :) Isin sakasi bir yana, pek cok kisinin kendi adina aldigi bir websayfasi var ve istikrarli olsa da olmasa da birseyler yazip paylasmaya calisiyorlar. Ayni zamanda eminim farkediyorsunuz, artik hemen hemen her firmanin da bir blog sayfasi var. Hepsi duzenli olarak icerik uretmese de, yapanlarin basarilarina katkisi yadsinamaz bir gercek. 

Peki niye herkesin bir blogu olmali?

1. Bloglar > Ozgecmisler. Standart "bir sayfalik ozgecmis"lerin ve hatta is kartlarinin yerini bence bloglar ve sosyal medya hesaplarimiz almaya basladi coktan, siz de oyle dusunmuyor musunuz? Birine CV'nizi ulastirip bir sayfalik tarihcenize goz atmasini beklemek yerine dijital ortamdan ulasip sayfanizin linkini vermek cok daha mantikli geliyor bana. Ben biriyle ilgili biseyler ogrenmek istedigimde ilk yaptigim Google'a adini yazip kisa bir tarama yapmak. 30 saniyelik bir goz gezdirmeyle genel bir fikre sahip olmak mumkun. 

2. Sizin blogunuz, sizin sesiniz! Ne hakkinda yazarsaniz yazin ve yazdiginiz konuda baska ne kadar cok kaynak olursa olsun, blogunuz, tamamen sizin dilinizden yazilmis iceriklerden olusacagi icin sadece sizi yansitir. Hem kendi sesinizi bulmanizi, hem de insanlara kendinizi duyurmanizi saglar. Kimseye ulasmasa - ki ulasacak - ve yalnizca kendi kendinize yazmis bile olsaniz, kendinizi ne kadar gelistirecegine inanamazsiniz. 

3. Blogunuz = kisisel markaniz. Zaman icerisinde bircok insanla tanisiyor, is veya sosyal iliskiler kuruyoruz. Bazen is ariyoruz, bazen isveren oluyoruz, bazense birlikte calisabilecegimiz ortak isler yapacagimiz kisileri yakalamaya calisiyoruz. Iyi oldugunuz konular, becerileriniz, basarilariniz veya basarisizliklarinizin nasil ustesinden geldiginiz gibi size dair cok degerli bilgiler sayfanizi doldurdukca, sizi arastiran bir kisi icin markaniz aninda gozlerinin onunde olacak. Bildiginiz veya cok sevdiginiz birsey hakkinda istikrarli bir sekilde yazarak otorite olarak taninmaniz ve bu konuda aranan kisi haline gelmeniz de mumkun (ne kadar cok kisinin basina geldigine inanamazsiniz - ornek: Seth Godin). 

4. Hayata daha secici bakarsiniz. Blogunuza yazacaginiz konulari belirlemeye calisirken, zihniniz ve gozunuz, cevrenizde olan biteni filtreler ve onemli-onemsiz olarak ayirmaya baslar. Bir konuya karar verdiginizde, gozlemleriniz o konu dogrultusunda biraz daha odak kazanir (algida secicilik bazen cok iyi birseydir). Ayni zamanda arastirip daha cok ogrenmenizi de tesvik eder. 

5. Isinizi pazarlamak icin muthis bir arac. Kisisel blogunuzun yaninda, is icin bloglarin onemi vurgulamakla bitmez herhalde. Trafik ceker, SEO'nuzu artirir, musterilerinizi egitir, isiniz konusunda bilgilerinizle otorite/'thought leader' haline gelir, musterilerinizle dogrudan temasta olarak iletisiminizi guclendirebilirsiniz. Urettiginiz her icerikle, satis icin lead yaratirsiniz. Daha iyisi Sam'da kayisi! 

Haydi o zaman kollari sivayin!

February 18, 2015

Zor Secimleri Nasil Yapariz?

  No comments    
categories: , ,
Dun, hayatimda verdigim en zor kararlardan birini verdim ve zor bir karari vermis olmanin ardindan yasanan tedirgin ve karmasik ruh halinden kurtulmak icin de saatler harcadim. Dogruyu soylemek gerekirse, halen daha kurtuldum mu emin degilim. 

Ve boyle durumlarda, kendimi telkin etmek ve rahatlatmak icin ilk yaptigim hareket yine, benimle ayni hisleri paylasmis birilerinin hikayesini okuyarak veya dinleyerek ortak noktalar yakalamaya calismak, yalniz olmadigimi, hata yapmadigimi ve sonsuza kadar pismanlik yasamayacagima kendimi ikna etmeye calismak oldu. Eminim siz de hayatinizda en az bir kez olsun yasamissinizdir buyuk bir karar vermenin tedirginlik ve panigini. "Dogru karari veriyor muyum, bundan sonra olene kadar pismanliktan kivranir miyim?" sorulari kafanizda cirit atar, iciniz icinizi yer, sizin yerine baskasi karar versin ve sorumlulugu o ustune alsin istersiniz. Etrafinizdakilerin gozunun icine bakarsiniz onlar birsey soylesin ve sonra kararinizdan memnun olmadiginiz ilk anda donup onlara 'sen boyle demistin ama' diyebilmek icin.  Bir gunah kecisi arayisidir bu aslinda. Zor bir karar vermenin sorumlulugu ve yukunden kacmak, kacinca icimizin rahatlayacagini hissetmek.

Oysa ki bir gunah kecinizin olmasi, kararinizi begenmediginizde size hicbirsey kazandirmaz. Mizmizlanir, soylenir, ama sonucta kararinizin sonucunu kendiniz yasayacaginiz icin elinize hicbirsey geciremezsiniz. 

Oyleyse, bir gunah kecisi aramayi birakmali!
Peki ben ne yaptim?

Birkac gun boyunca cevremdeki herkesin basini sisirip mazlum mazlum herkesin gozunun icine bakip cevap aradiktan ve sacimi basimi yolduktan sonra, karari yine kendim verdim ve sonrasinda da gerginligimi yine kendim yasadim. Ama iste bu noktada (sanirim kendimce buldugum en iyi cozum bu), beni hic tanimayan, en objektif degerlendirmeyi yapip yol gosterecegine, ilham verecegine inandigim tek kapiyi caldim: Google

Parmaklarim klavyenin uzerinde ucarcasina kafamdaki tek soruyu yazdi:
"How to make and deal with hard choices?"

Kisacik bir tarama, ve super bir TED konusmasina denk geldim. Ruth Chang, "How to Make Hard Choices". Once hukuk, sonra felsefe alaninda hayatina devam eden ve insan hayatindaki secimler uzerine calisan biri.

Kolay ve Zor Secimler ve Secimlerin Mantigi

Chang'e gore kolay secimler, ortada daha iyi bir alternatifin oldugu secimler. Yani aslinda, onunuzdeki iki opsiyon arasinda birinin digerine gore hali hazirda daha mantikli oldugu ve 'beni sec' diye goz kirpan, cok sorgulanmadan da secilmesi gerekliligi bariz olan secenekler. Kolay secimlerin oldugu durumlarda, ortada zaten megilli olmaniz gereken secenek icin mantikli bir sebep mevcut ve eger bu mantikli secenegi secmezseniz, hata yapiyor olacaginiz da kesin. Kolay bir secim icin baskasinin fikrini de almak kolay, cunku zaten ortada daha iyi bir alternatif var ve bunu baskalari da gorup size soyleyebiliyor. 

Bu da demek oluyor ki, eger tum secimlerimiz kolay olsaydi, secenekleri sorgulamaya ve mantikli sebepler yaratmaya ihtiyacimiz olmaz ve dolayisiyla bizi mevcut 'mantikli sebeplerin' bir nevi kolesi haline getirirdi. Hep mantigi takip etmemiz gerekirdi. 

Oysa ki zor secimlerde, daha iyi bir alternatif yoktur ve secenekler birbiriyle farkli yonleriyle esdegerdir. Hukukta veya felsefede kariyer yapmak, kahvaltida donut veya cornflakes yemek, cocuk yapmak veya yapmamak gibi. Birinin digerinden daha mantikli olduguna dair bariz bir durum yok. Cok kisisel ve durumsal secimler. Dolayisiyla zor olan secimlerde, kisi, mantigi kendisi yaratmalidir. Seceneklerden birine egilmek icin sorgulamali ve sebepleri kendisi uretmelidir. Boyle durumlarda, cevrenizdeki kisiler de susar, cunku kimse hangisinin 'daha iyi bir alternatif' olacagini bilmez. Ve Chang'e gore, zor secimler yapmamiz gereken durumlar, bizi kendi kurallarimizi yaratmak zorunda birakir ve yarattigimiz bu mantikli sebepler ve kurallar da aslinda kisiligimizi tanimlayan ozellikleri olusturur

Bunu yapmayanlari ise, 'suruklenenler' olarak tanimliyor. Kendimizi olaylarin akisina birakarak secim yapmaktan kactigimizda, aslinda kendi yolumuzu cizmekten kacmis oluyoruz. Korku, telas, dogru ve yanlis yargilarinin, odul ve ceza psikolojisinin bizim yerimize hareket ettigini soyluyor.  

Bu konusmanin sonunda Ruth Chang videodan firlayip bana "Aferim Ozge, dogru yoldasin, dogru karari verdin, sakin farkli senaryolari dusunme" demedi elbette. Ama 'dogru ve yanlis' yargilarinin disina cikmam gerektigini gosterdi. Kendi hikayemi yazmak konusunda cesaretim oldugunu gormek ve zor secimler yapmanin bir lanet degil de, degerli bir firsat oldugunu duymak icime su serpti sanirim. 

Zor secimlerinizde sizin de icinize su serpmesi dilegiyle. 

February 3, 2015

Blog Yaziyorum Da Ne Oluyor?

  No comments    
categories: , ,
blog yazmak
Blog yazmayla ilgili gecenlerde bir yoruma denk geldim: "Her gun online ozgecmisinizi guncellemis oluyorsunuz", diyordu. Kesinlikle cok dogru, cunku sayfaniza yaptiginiz her ekleme ve urettiginiz her yazi, dijital ortamda kalici hale geliyor ve sizinle ilgili birseyi anlatiyor. Yazi dilinizi, ilgi alanlarinizi, sosyallesmek icin neler yaptiginizi, bos vaktinizi nasil degerlendirdiginizi, kendinize ait bir platforma gosterdiginiz ozen ve istikrari da okuyuculariniz kolaylikla fark ediyorlar. Eski usul, 'universiteyi bitirdikten sonra sunu yaptim, bu staj, bu is, bu roller, bidi bidi' diye anlatilan ozgecmisleri yetersiz ve basmakalip buldugumdan, herkesin kendini ifade etmekte rahat hissettigi baska bir platformda, yazmasini, konusmasini, cizmesini, veya yaptigi sey her ne ise, onu icra etmesini daha guzel ve manali buluyorum. 

Standart ozgecmislerinizde, bir sayfaya sigsin diye kirptiginiz tecrubeleriniz gercekten sizi ne kadar anlatabilir ki? 
Ote yandan, blogunuz veya kullandiginiz baska dijital platformlarda kendinizi cok daha ozgur hissederek paylasimlarda bulunuyor, sinirlarinizi kendiniz koyuyor ve gunden gune de yeni birsey ekleyip, aslinda bir nevi gelisim takviminizi sergiliyorsunuz. Turkiye'de, niye blog yazmak istenebilecegi halen daha kafalari karistiriyor olsa da, blog yazmanin benim icin bircok guzel yani var. Herseyden once, yilbasinda, bayramda seyranda cicili bicili bir defter ve kalem hediye edildiginde 'gunluk tutabiliceem' diye sevinc cigliklari atilan bir donemde gecen cocukluk ve genclik yillarim oldugu icin, gunluk yazmayi degerli bir aliskanlik olarak goruyorum. Simdilerde kiymetini bilmemeye daha meyilli oldugumuz gundelik detaylar ve keyifler, eski gunluklerimizde uzun uzun anlatmayi bitiremedigimiz anlardi. Bir arkadasimizla gorusmek mesela, 'soyle oldu, bunlari konustuk, X soyle demis, Y cok sevinmis, cok guzel bir kahve ictik, yaninda da tost yedik', gibi detaylari barindiracak kiymetli bir gunluk yazisiydi. Iste blog yazmak, benim icin bugun halen daha bu detaylari farketmek, yazmaya ve paylasmaya deger bulmak, donup arsivleri kurcaladigimda anilari tazelemek demek. Iste bu sebeplerle, evde pisen kek, aileyle yapilan bir kahvalti veya bir tatilde sahilde boylu boyunca uzanmak, benim icin o eski kiymetini koruyor ve hatirlatiyor.

Ayni zamanda, blog yazmak, belli bir istikrarla duzenli olarak yazi yazmak demek. Ve her yazdiginiz yazida, farkinda bile olmadan kendinizi gelistiriyor, yazi dilinizi guclendiriyorsunuz. Ifadeleriniz daha net hale geliyor ve imzanizi tasiyor bana kalirsa. Ben cok uzun zamandir duzenli yaziyor olmasam da, simdiden kendime ait bir yazi dilinin olusmaya basladigini hisseder oldum. Cok iyi yazmak, cok okunmak demek degil bu, ama insanin kendini ifade edebilecek bir yontemi olmasi cok rahatlatici ve keyifli. Kimisi dans ederek, muzik yaparak, kimisi konusarak, kimisi de yazarak kendini ifade etmekte daha rahat hissediyor. Ama gunun sonunda, ben herkesin kendini rahat hissettigi bir ifade formu bulmasi ve bu vesileyle ozgurlesmesi gerektigini dusunuyorum. 
Son olarak bahsetmek istedigim, yazmak icin cok fikir edinmek gerekiyor ve dolayisiyla cok cok okumak. Yazmaya basladiginiz zaman git gide artan okuma ihtiyaci ve istegi hissediyorsunuz ve surekli kendinizi yeni bilgilerle beslemeye basliyorsunuz. Baska bloglar, haberler, kitaplar, kisisel gelisim siteleri, sosyal medya paylasimlari, sirketlerden gelismeler, surekli okudugunuz, taradiginiz ve notlar aldiginiz kaynaklara donusuyor. Bu da duzenli bir dongude kendinizi gelistirmeniz, hizlanmaniz ve uretmeniz anlamina geliyor. Ve urettiginiz sey ne olursa olsun, sizin eseriniz olmasi cok tatmin edici! :)


January 20, 2015

Kendime Ev Temizligi Hediye Ettigim Bir Yastayim: 27 Yasima Kadar Ogrendigim 27 Sey

  1 comment    
categories: , ,
Kendime ev temizligi hediye ettigim bir yasa girdim bugun ve hersey gayet guzel!

Tam bir "20'li yaslarin ikinci yarisi" konulu Buzzfeed geyigi gibi oldu (ne demek istedi?), ama evet, evimizin temizlige ihtiyaci vardi ve bugun kendime bunu hediye etmis oldum ve yeni bir canta veya bluz veya X birsey almaktan cok daha mantikli geliyor. Iste bu 'mantikli gelme' durumu, sanirim soz konusu yas alma halinin getirdigi olgunluk olmali. 'Buyumek istemiyorum' diye isyan ettigim anlari inkar edecek degilim elbette, ama her ne kadar klise olsa da, her yasin bir guzelligi var iste. Her yasim bana bambaska seyler getirdi, goturdu ve ogretti. 26, bircok sebepten dolayi mukemmeldi, cilgindi ve aklimin ucuna gelmeyecek, hayal bile etmedigim bir dolu sey yasadigim bir yasti. Kimbilir henuz hayalini bile kurmadigim neler beni bekliyor 27'de. Sabirsizlikla bekliyorum!
27 yasima kadar ogrendigim 27 sey neydi peki?

1. Kendinize acimasiz olmayin. Hatalar yapmis ve yapacak olabilirsiniz, ama bu dogamiz geregi olmasi gereken birsey ki, ders cikaralim, birseyleri degistirelim, iyilestirelim. Once kendinizi sevin ki, baskalari da sevebilsin. Zaman taniyin, baskalarina gosterdiginiz anlayis ve sabri kendinize de gosterin. 

2. Su akip yolunu buluyor ve zamanla hersey duzeliyor. Oldurecegini sandiginiz acilar, basarisizliklar ve uzuntuler mutlaka bir gun geciyor. En zor zamanlarin ve inislerin mutlaka cikisi da var, biraz beklemek, olumluyu gorebilmek gerekiyor. Cikolatadan, romantik komedilerden ve sevdiklerinizden destek almak serbest. 

3. Sagliginiza dikkat edin! Genclik atesiyle korkusuzca ve futursuzca yiprattigimiz vucudumuz gercekten bir makinadan baska birsey degil. Iyi bakmaz, pislikle doldurur, hak ettigi bakimi ve ozeni gostermezsek, bir noktada motoru bozmaya basliyoruz ve hastaneleri favori adreslerimize ekliyoruz. Spor yapmak, sadece kilo vermek icin degil, hayatimizi duzene sokmak, vucudumuzu enerjiyle doldurmak, dinlendirmek, stresimizi azaltmak ve kendimizi ruhen beslemek icin de yapmamiz gereken birsey. Isten veya baska yorgunluklardan dolayi kilimizi kimildatmak, TV karsisindan kalkmak istemiyoruz veya sabah yarim saat erken kalkip yoga yapmak istemiyoruz belki, ama kaldirdigimizda kendimizi cok daha iyi hissedecegimiz ve uzun vadede kendimizi odullendirdigimiz kesin. 

4. Ailenizin kiymetini bilin. Hayatinizin her aninda, her mutluluk ve basarisizliginizda sorgusuz sualsiz arkanizda olacak olan kisiler onlar. Birlikte gecireceginiz her saniye cok kiymetli, cunku hep birlikte yaslaniyorsunuz ve malesef gecirecegimiz sureler sonsuz degil. Buyudukce aranizdaki iliski daha guclenecek, eskiden tahammul edemeyip birbirinize girdiginiz konulari simdi cok kolaylikla cozebilecek arkadas gibi kol kola verebileceksiniz. 

5. Hayatinizdan birilerini cikartmanizda sorun yok. Lisedeki gibi ne kadar cok arkadasiniz var, o kadar iyi diye birsey yok ve Facebook'ta binlerce arkadasiniz var diye kimse odul vermiyor, daha populer olmuyorsunuz. Kisitli olan vaktinizi, gercekten sevdiginiz, deger verdiginiz ve size deger veren kisilere harcayin. Sizi yoran, enerjinizi emen, her sesini duydugunuzda sitem etmek yerine mutlu olan, 'iyi ki aradin' diyenleri hayatinizda tutun. Mutluluk bulastiran bir avuc insan olsun yeter. 

6. Daha cok evet deyin, daha acik fikirli olun. Dinlemeye, ogrenmeye ve denemeye daha acik olun. Korkup kose bucak kactiginiz bir aktiviteyi yapmak icin belki de zaman gelmistir. Hic kayak yapmadiysaniz ve korkuyorsaniz mesela, bu sene yapin; cunku belki cok seveceksiniz. "Ben asla ... yemem" diye cocuklugunuzdan beri kendinize koydugunuz kurallari yikin, deneyin. Sevmezseniz, yine sevmeyin, yemeyin. Ama denemekten, evet demekten korkmayin. Evet demek size ne gibi firsatlar getirecek ve kendinizle ilgili yeni neler kesfedeceksiniz, merak etmiyor musunuz?

7. Herseye evet demeyin. Cevrenizden gelen taleplerin hepsini kabul etmek, aranizi iyi tutma endisesiyle yapmak istemediginiz seyleri yapmak zorunda degilsiniz. Istemediginiz birsey icin kendinizi zorlamayin, mutsuz etmeyin. Gerektigi zaman hayir deyin. 

8. Finansal durumunuzu anlayin ve yonetin. Calismak ve para kazanmak, hayatimizdaki bizi esas mutlu eden seyleri yapabilmek icin bir arac. Kazandiginiz bu parayi iyi yonetmek, kisisel veya aile butcesi konusunda bilgi sahibi olmak, sonsuza kadar carcur etmeyip, anlik suursuz kararlarla hareket etmeyip bilincli olmak, hem sinirli kaynaginizi daha optimal dagitmak, hem de maksimum verim almak icin (ekonomi 101) cok onemli. Ne kadar erkenden kendinizi bu konuda egitirseniz o kadar iyi. 

9. Trend, moda ve guzellik, medya tarafindan ici sisirilmis, bos kavramlar. "Kime gore, neye gore" sorusu, tam da bu konuya gore! Dergilerin, unlulerin "guzellik" dunyalari, tuketimi pompalamak icin yaratilmis soyut bir alem. Guzellik, insanin kendini iyi, saglikli, ozguvenli ve mutlu hissettigi halidir bence. En dar kotu giymek, en pahali cantayi takmak veya goz alici 'ombre'yi yaptirmak, size de biraz gereksiz gelmiyor mu?

10. Yemek yapmayi ogrenin. Cunku saglikli, tasarruflu ve rahatlatici! Ne demistik yukarida, saglik onemli. Ve 3 ogun disarida yiyerek bunu korumak hem cok zor, hem cok masrafli. Kendiniz, aileniz veya misafirleriniz icin birsey yapip sunabilmek da ayrica bir keyif. Mesela evinize kahveye gelen arkadaslariniza kek yapabilmek ve geldiklerinde evinizin mis kokmasi, yediklerinde begenmeleri, basit ama ne guzel seyler, degil mi? 

11. Hayaller icin gec degil. Yasimiz ilerliyor olabilir ama hicbir zaman gecikmis degiliz. Hayal kurun, uygulayin ve basaramamaktan korkmayin. Cunku basarisizlik dunyanin sonu degil, yeniden baslarsiniz.

12. Daha cok seyahat edin. Ucuzlayan ucak biletleri ve artan konaklama secenekleri, hem kendi ulkemizde, hem yurtdisinda gormedigimiz yerleri kesfetmemiz icin harika bir firsat. Insan en cok seyahat ederken ogreniyor. Okumak ve dinlemek bu noktada bence yetersiz, cunku insan okuyup duyduklarini unutuyor belki, ama bir ulkeye gittiginde sokaklarinda yururken nasil hissettigini unutmuyor. Kapadokya'da balondan gundogumunu izlerken hissettigin mutlulugu ve hayranligi, Isvec'te sokaka yururken her yerden gelen kahve kokularini unutmuyorsunuz mesela. 

13. Daha cok okuyun ve yazin. Ogrenmek, hic bitmeyen bir surec ve daha cok okuyup yazmak bunu destekleyen belki de en onemli faktorler. Ama bir yandan da, insanin kendini daha iyi dinlemesi ve kesfetmesi icin cok onemli. Iyi bir okur olmak, iyi yazmayi sagliyor ve yazmak, kendinizi ifade etmenin en iyi yontemlerinden biri. Sadece kendiniz icin bile olsa, yazmak zihninizi dinc tutuyor, gelistiriyor ve birseyleri kayit altina almis oluyorsunuz. 

14. Network yapin ve sosyal medyayi akillica kullanin. Dunya genelini kapsayan bir istatistige gore, islerin %70'i networking sayesinde bulunuyor ve referansli olan adaylar %55 daha hizli ise aliniyor. Daha cok insan taniyin, profesyonel bir bag kurup, iliskinizi tekrar iletisime gecebilecek seviyede tutun. Is icin olmasi sart degil; bir yere gittiginizde, bir sorunuz oldugunda da cevaplayabilecek, danisabileceginiz kisiler tanimak cok buyuk bir avantaj. Universiteden sonraki ilk yillarda cok onemsemedigim birseydi, ama yeni yeni bunun ne kadar onemli oldugunu fark ediyorum. 

15. Mutlu olmadiginiz seyleri degistirin ve sizi mutlu eden seyleri daha fazla yapin. Evet, bu kadar basit. Hayatinizda sizi mutsuz ettigini bildiginiz seyler varsa, yapabilecek gucunuz ve zamaniniz oldugu surece degistirin. Yatak odanizin rengini sevmiyor musunuz, boyayin gitsin. Sevdiginiz seylere ise daha fazla zaman ayirin. Mesela beni yazmak cok mutlu ediyor, daha cok yaziyorum. Tarhana corbasi icmeyi seviyorum, daha cok pisiriyorum. :) Basit seyler.

16. Kendinize gulebilmeyi ogrenin. Hatalariniza ve eksiklerinize gulebilmek, kendinizi kabul etmektir. Hayati asiri ciddiye alip kendinizi germeyin. Ister istemez zaten birsuru problemle ve gundelik sikintilarla bogusuyoruz. Daha fazla stres yaratmaya ve kendimizi bunaltmaya gerek yok. Hata yapinca, diliniz surcup yanlis birsey soylediginizde bosverin utanmayin, baskalariyla birlikte siz de kendinize gulun. 

17. Kendinize zaman ayirin ve simartin. Yalnizliktan pek cogumuz korkuyoruz veya hemen sikiliyoruz. Ustune ustluk, kendi basina sinemaya gitmeyi, merak ettigimiz bir kafede kendimize bir kahve ismarlamayi eziklik olarak hissettiren bir toplumdayiz. Oldum olasi anlamadim kendi basina sinemaya gitmenin neresinin eziklik oldugunu... Bence aksine, ozguvenli ve guzel birsey. Insanin bazen kendini dinlemeye, sessiz bir gun gecirmeye, simartip bakima girmeye, neyden keyif aliyorsa onu yapip yenilenmeye ihtiyaci oluyor. Bunu yapmak icin kendinizi ozgur birakin. 

18. Arkadasliklariniza sahip cikin. Yillar icinde bircok kisiyle tanisiyor ama bir avuc insanla kalici dostluklar kuruyorsunuz. Zor zamanlarinda yanlarinda olun, daha cok paylasin, fikir alin, birbirinizden ogrenin ve anilar biriktirin. 

19. Sevmekten ve sevdiginizi soylemekten korkmayin. Ailenize, arkadaslariniza, hatta hayvanlariniza ve ciceklerinize de :) Hicbir maliyeti ve zahmeti olmamasina ragmen, sevgi sozcukleri insanlarin cok cimri davrandiklari seyler nedense. Cicek cocuk gibi bir yorum olacak bu, ama sevgi besleyicidir ve bulasicidir. Sevin ve soyleyin, hem kendinizi, hem sevdiklerinizi mutlu edin, iyi hissettirin. Bu arada Tarcin'a ve ciceklerime de onlari sevdigimi soyluyorum ve bence onlar da beni seviyor, cunku Tarcin'in gozlerime bakisindan, patisiyle elimi tutusundan ve orkidelerimin de sevgime karsilik cicekler vermesinden bunu goruyorum. 

20. Kendinizi baskalariyla kiyaslamayin. Ne kariyer olarak, ne fiziken, ne becerileriniz ne de iliskileriniz konusunda. Farklisiniz, farkli seyler yasadiniz, gordunuz, ogrendiniz ve dolayisiyla farkli noktalardasiniz. Bir baskasinin yaptigi sizin icin bir kistas degil. En iyi rekabet kendimizle yaptigimiz yaristir. Neredeydim, neler yapabilirim, neyi degistirebilirim, iyilestirebilir miyim? Facebook'taki arkadaslarinizin hepsi evlendi cocuk yapti ve siz henuz o noktada degilsiniz diye kendinizi kahretmenin hicbir anlami yok. Bu sizi bir adim oteye goturmez ve kendinizi mutsuz etmekten baska bir ise yaramaz. Ne demistik, su akar yolunu bulur. Zamani geldiginde, siz ve evren sizin icin hazir oldugunda hersey olur. 

21. Cok fotograf cekin. Fotograf cekmenin telefonumuzdaki bir tusa basmak kadar kolay oldugu bir cagda yasiyoruz. Anilarinizi kalici hale getirin, fotograflar biriktirin, albumleyin, donup bakin. Ah universitedeki kiz arkadaslarla yaz tatili ne guzeldi mesela... Fotograflarla tekrar gitmis gibi anilarinizi yad edin. 

22. Rutinler her zaman sikici degil, aksine bazen guzeldir. Ailenizle, arkadaslarinizla ve kendiniz icin yarattiginiz rutinler guzel aliskanliklar ve anilar olabilir. Mesela her yil ailecek organize ettiginiz bir tatil, Pazar aksami film seansi, arkadaslarinizla gittiginiz bir kafe veya bir mac, tekrari guzel olan rutinlerdir.

23. Affedici olun. Hayatinizda sizi cok uzmus, kandirmis, caninizi yakmis insanlar olmus olabilir. Yasadiginiz seye uzulmek yerine, size hak etmediginiz birseyi yasatan kisinin artik hayatinizda olmadigi icin mutlu olun. Onlar yaptiklari kotulukle yasamak zorundalar dusunsenize, onlar icin uzucu ve acinasi bir durum. Kizmak yerine sukredin gittiklerine ve tarihte kaldiklari yerde birakin.

24. Uyku onemli. Yeterince ve kaliteli uyuyun. Arastirmalara gore, vucudumuzdaki hucrelerin yenilenmesi, biz uykudayken gerceklesiyor. Zihnimizi bosaltip bir sonraki sabaha dinlenmis baslamak icin gece kaliteli bir uyku cekmeliyiz. Vucudunuza ihtiyaci olan uykuyu sagladiginizda, sabah aynada daha guzel gorunmuyor musunuz? 'Guzellik uykusu' bos bir soz degil. 

25. Dijital caga ayak uydurun ama kendinizi akilli cihazlara esir etmeyin. Telefonlarimiz, tabletlerimiz ve bilgisayarlarimiz hayatimizin cok buyuk bir kismini olusturuyor ve yonetiyor. Kesinlikle cok onemli, ama gozleriniz bozulana kadar veya asosyallesmek pahasina kendinizi baglamayin. Sevdiklerinizle yan yana oturup telefondan yazistiginiz oluyordur sizin de, iliskilerimizi gercek dunyada yasayalim. 

26.  Baskalarinin sozlerini cok ciddiye almayin. 'Insanlarin agzi torba degil ki buzesin', sozu bosuna soylenmemis. Herkesin yorumunu, elestirisini, dedikodusunu kafaniza takmayin. Onlar kim ki sizi yargiliyor? Baskalarinin beklentisine ve elestirilerine gore degil, kendi icinizden geldigi sekilde, etkilenmeden hareket edin ve kararinizdan gurur duyun.

27. Yaslanmaktan korkmayin. Cunku bu sadece dogal bir surec. Yas, hayata geldigimiz zamani gosteren bir sembol ve tarihten baska birsey degil. Nasil hissediyorsaniz o yastasiniz. Yasinizi kabul edin, size getirecegi yeniliklere acik olun, keyfini cikarmaya bakin.

Growing old is mandatory, growing up is optional. 
–Walt Disney

January 14, 2015

Urfa'da Oxford Vardi Da Biz Mi Gitmedik?

  2 comments    
categories: ,
Artik Urfa'da da Oxford var, Trabzon'da da, Istanbul'da da! :)

"MOOC", yani Turkcesi'yle "Kitlesel Acik Cevirimici Ders", ABD'den baslayarak tum dunyada daha yaygin hale geliyor ve egitimin gelecegi olarak ifade ediliyor. Anlami ise, kitlelere acik, internet ortamindan verilen dersler. Yani artik herkes, her sehirde, oturdugu yerden, dunyanin dort bir yanindaki universitelerden ders alabiliyor! 
Gecen hafta, 'haftanin linkleri'nde Coursera'nin Turkce derslerine link verdikten sonra aldigim sorular uzerine, MOOC turu online egitimlerden biraz daha detayli bahsetmeye ve cok faydali oldugunu dusundugum icin benzer baska kaynaklari da bir liste yapip sizinle paylasmaya karar verdim. 

Internet uzerinden kolayca kayit olunan dersler, dunyanin her yerinden universiteler ve akademisyenler tarafindan hazirlaniyor ve sizinle birlikte binlerce ogrenci daha ayni dersi aliyor. Bazi dersler, gercekten universitede siniflarda videoya alinmis dersler ve bilgisayarinizin basindan videoyu izlerken sanki o siniftaymissiniz hissinde dinliyorsunuz. Oldukca interaktif ve kullanimi kolay platformlari uzerinden, hem dersin egitmeni, hem de 'sinif arkadaslarinizla' iletisime gecebiliyor, konulari tartisabiliyor, hatta kimi dersler icin proje gruplari bile olusturabiliriyorsunuz. Bazi dersler icin kendi temponuzda ilerleyebiliyor, bazilarinda ise belirlenmis tarih araliklarinda ilerliyorsunuz. Derslerin cogu ucretsiz olsa da, bazilarinda temsili fiyatlarla (genellikle gordugum 20-90 USD arasinda degisebiliyor), sertifika opsiyonu da bulunuyor. 

Ben 2014'un ilk aylarinda, Coursera uzerinden, University of Maryland'in sundugu, Inovasyon ve Girisimcilik uzerine sertifikali bir ders almistim (50 USD'di). Sertifikali oldugu icin deadline'lari, odevleri ve sinavlari olan bir dersti ve gercekten dikkatimi vererek, ciddi anlamda vakit ayirarak tamamlamistim ve yuksek bir not almak icin kendi kendime mucadele veriyordum :) Bitirdiginizde, odev/sinav sonuclarinizi hemen ogreniyor ve feedback aliyorsunuz. Dersten mezun oldugunuzda ise eger sertifikaliysa, sertifikanizi Linkedin sayfanizda paylasabiliyorsunuz. Ozetle, merak ettiginiz alanlarda kendinizi gelistirmek ve yeni yetkinlikler edinmek, ozgecmisinize farkli beceriler eklemek icin bence muthis bir firsat. Ustelik Harvard'da bir profesorun dersini almak icin artik kalkip taa Boston'a gitmeniz, Harvard'a kabul olmaniz bile gerekmiyor. Teknolojinin hayatimiza getirdigi en buyuk yenilik ve guzelliklerden olsa gerek! Bu arada dersler arasinda yogadan tutun da finansa, uzay bilimlerine, yazilima, gitara kadar hersey var. 

Eger siz de bir goz atayim, merak ettigim seyler var, ogrenmeye doymadim diyorsaniz hadi asagidaki linklere bir bakin, kendinize super dersler secin!

* Edx
* MIT 

January 5, 2015

'Small Talk' - Ayakustu Sohbetlerin Ustesinden Gelmek Icin 7 Yontem

  5 comments    
categories: ,
Hem is hem sosyal hayatimizda pek cok okazyon sebebiyle tanimadigimiz kalabalik insan gruplariyla bir araya geliyoruz. Bazen konferanslar, toplantilar, seminerler, bazen kurslar, dersler, bazense davetler ve dugunler olabiliyor. Bu tur durumlar,  sosyallesmek ve network yapmak icin bir firsatken, tanimadigi kisilerle sosyallesmekte, tanismakta veya 'small talk', yani ayakustu sohbeti yapmakta zorlananlar icin de stres haline gelebiliyor. Kimileri, cok kolay sohbet baslatabilir ve tanimadigi kisilerle yarim saat icinde tanisikligi ilerletebilirken, benim gibi havadan sudan konusmayi pek beceremeyen ve dogrudan konuya gecmeyi daha cok tercih edenler icin icin ayakustu sohbetleri cok daha zor birseye donusuyor. 0'dan 10'a kadar bir puanlama yapacak olsam, ben buyuk ihtimalle 6-7 civarinda sayilirim, ama gelismek icin cok alanim oldugunu dusunuyorum. Her halukarda, benden cok daha zor durumda olup katildiklari etkinliklerden tek kelime etmeden ayrilan ve hatta cesaret edemedigi icin bu tur ortamlardan kacinan cok kisi var. Pek cok kisiye faydali olacagini dusundugum icin, hem kendi gozlemlerim, hem de konuyla ilgili yaptigim arastirmalari derledim, 'ayakustu sohbetleri'yle basa cikmak icin 7 yontemi ozetledim:
Ayakustu sohbetlerinin ustesinden gelmek, yeni kontaklarla aranizda mini bir bag olusturmak icin, daha onemli sohbetlere on ayak olmasi icin (cunku bu havadan sudan sohbetleri her ne kadar sevmesek de, onemli konusmalar bu konusmalarin arkasindan geliyor) ve hatta yeni arkadaslar edinmek icin kritik. Her konusmanin arkasindan yeni bir dostlugun veya ortakligin tohumlari atilacak diye birsey yok elbette, ancak bu sohbetler sayesinde tespit edeceginiz ortak bir takim ilgiler, beceriler ve baglantilar sayesinde tekrar iletisime gececek konularin kesfedilmesi ve irtibat yaratilmasi oldukca onemli.


1. Sorular sorun. Cevabi 'evet/hayir'dan daha uzun ve ucu acik, hikayelerle cevaplanan sorular konusmalari baslatir. Karsinizdaki kisiye, kendileriyle ilgili birden fazla cumle ile cevaplayabilecekleri sorular sormaniz, sizin de onlarla ilgili fikir edinebilmenizi, yorum yapabilmenizi ve konusmayi baska sorular veya orneklerle devam ettirebilmenizi saglar.
Mesela:
-"Etkinlikle baglantin nedir?"
-"Calistigin sektore nasil girdin?"
-"Sektorundeki gelismelerle ilgili ne dusunuyorsun?"
-"Yaptigin isle ilgili ilginc buldugun seyler nedir?'
...

2. Aynalama yapmayin. Ozellikle tanimadigimiz insanlarla sohbet ederken, konu mutlaka havaya suya gelir. "Bu ara da havalar cok soguk", gibi. Genelde verilen cevap da, "Evet, hakkaten cok soguk", gibi birsey olur ve konusma orada kilitlenir. Karsinizdaki kisiye hep katilmak zorunda degilsiniz, muhalefet olun veya alakasiz bir konuyla baglayin. "Evet soguk gercekten, ama boyle havalarda yapilacak harika aktiviteler var. Ben x,y,z'den cok keyif alirim mesela. Senin de bunlar gibi soguk mevsimde yapmayi sevdigin aktiviteler var mi?", gibi. 

3. Konusmaktan zevk aldiginiz konulari onceden bilin. Bazen tanimadiginiz kisiyle baslatmaya calistiginiz sohbetler birkac dakika icinde sikici bir hal alabilir ve zorunluluktan yapildigi bellidir. Birisiyle konusma baslatmadan once siz eger kendi keyif aldiginiz konulari bilirseniz, en azindan sizi mutlu eden konulari birer birer konusma sirasinda yonlendirebilir ve ortak bir alan olup olmadigini diye kesfedebilirsiniz.

4. Gozlem yapin. Bulundugunuz ortamda, sosyallesmeye gecmeden once etrafi gozlemleyin. Konuklari, dekorasyonu, yemekleri, muzigi fark edin. O an, hic tanimadiginiz insanlarin oldugu bir ortamda, ortak oldugunu bildiginiz tek paylasiminiz bulundugunuz etkinliktir. Dolayisiyla, sohbet baslatmadan once yaptiginiz gozlem, size konusacak yeni konular verecektir. 

5. Pozitif yaklasim herseydir. Eger biraz sonra yapacaginiz kisa sohbetin ne kadar gereksiz oldugundan baska birsey aklinizdan gecemiyorsa, emin olun bu karsinizdaki kisiye de yansiyacaktir. Zorunluluktan ve ortamin sosyallesmek konusunda uzerinize yarattigi baskidan dolayi biriyle sohbet etmeye calisirsaniz bu yuzunuzden okunur ve hissedilir. On dakikalik havadan bir sohbetin size bir sonraki musterinizi getirmeyecegini bilemezsiniz. Yani belki de hic gereksiz degil, aksine cok gereklidir. 

6. Ilginizi konustugunuz kiside olsun. Birisiyle konusurken, karsinizdaki insanin surekli omzunuzun uzerinden baska bir yerlere bakmasi veya her 10 saniyede bir kapidan kimin girip ciktigini izlemesi kadar rahatsiz edici birsey olamaz. Havadan sudan da olsa, karsinizdaki kisiyle yaptiginiz sohbeti onemsediginizi gostermek onemlidir. Kapiyi izlemek istiyorsaniz, kapiyi tek basinayken izleyin. Birisi sordugunuz sorulara cevap verirken degil. Gozlerine bakin ve ilginizin onda oldugunu gosterin. 

7. Iltifat etmekten kacinmayin. Konusmaya basladiginiz kisiyle ilgili on bilgiye sahipseniz, bu sizin icin yorum yapacak bir alandir. Ornegin meslegindeki basarilarini, yayinladigi makaleyi veya sosyal medyada paylastigi bir fotografin ne kadar guzel oldugunu soylemek, karsinizdaki kisinin gurununu oksar. Belki kariyer hedefiniz karsinizdaki kisiyle ortusuyor ve iltifatla baslattiginiz tatli bir sohbet, ornek alabileceginiz bir takim ozellikleri daha detayli dinlemeniz icin bir firsat yaratabilir. Konusacaginiz kisiyi hic tanimadiginizda ise, uzerindeki giysi veya bir aksesuara bile iltifat edebilir ve ornegin yesil rengi ne cok sevdiginizden veya tam oyle birseyi aradiginizdan ve nereden aldigindan bahsedebilir ve olumlu bir sohbet icin ilk adimi atmis olursunuz. Ee ne demisler, tatli dil yilani deliginden cikartir. :)



December 14, 2014

Sef'ten Ogrenilecek 6 Sosyal Medya Dersi

  2 comments    
categories: , ,
Harika bir Cumartesi'nin aksaminda, uzun zamandir izlemeyi istedigim Chef filmini maaile izleyebildik ve ancak bu kadar keyif alabilirdim! Icinde tutku, yemek, renkler, Miami, Los Angeles ve harika muzikler olan bir film. 

Yazdigi, yonettigi ve bas rolunde oynadigi filmde Jon Favreau, cok yetenekli ve basarili bir sefi canlandiriyor. Calistigi luks restoranin sahibiyle, kemiklesen menunun degisikligi konusunda zitlasir, ardindan ayni menu yuzunden sehrin en onemli yemek elestirmeni tarafindan sosyal medyada rezil edilir. Ne yaptigini cok da farketmeden, elestirmenle sosyal medya uzerinden kavgaya tutusur ve issiz kalir. En yakin arkadasi ve 10 yasindaki ogluyla birlikte bir yemek kamyonuyla Miami'den LA'e dogru yola cikar ve meslegiyle birlikte, aile iliskisinde de mutlulugu yakalar. 
Hikayesi bir yana, film sosyal medya konusundaki dogru tespitleri ve yaklasimi takdire sayan! Filmden cikarilabilecek 6 ders iste bu sekilde: 

1. Musteriye ulasmak hic bu kadar kolay ve ucuz olmamisti! 
Jon Favreau'nun 10 yasindaki oglu, babasiyla birlikte gecirdigi ve sef ciragi olarak calistigi gunlerde, cep telefonuyla surekli fotograflar, videolar ceker, sosyal medya hesaplarinin tamamini yonetir. Ozellikle Twitter ve Instagram'dan yaptigi paylasimlar ve lokasyon etiketlemeleri sayesinde binlerce kisi bir anda yemek kamyonunundan ve nerelerde durak yaptiklarindan haberdar olup durduklari noktalarda metrelece sira olusturur. 

2. Sosyal medyanin, ozellikle twitterin gucunu hafife almayin! 
Yemek elestirmenine ozel mesaj olarak yazdigini sandigi ters bir twitter mesajinin ardindan sefin bir gecede binlerce takipcisi olur. Restorandaki ofke patlamasinin videolari ise sosyal restoran misafirleri tarafindan interenete yuklenmeye baslayinca viral olur ve konu yazili basina kadar ilerler. Ne kadar hizla ve genis kitlelere yayildigini dusunursek, ne yazdigimiza dikkat etmek lazim. Bir yandan da hedef ilgi ve takipci cekmekse, bunun da en kolay yolu yine ayni mecrayi kullanmak. 

3. Fotograf ve videolar sosyal medyadaki en etkili paylasimlar!
Anlatilmak isteneni gorsel ifade etmek belki de en carpici yontem. Bir yemegin tarifini vermekle, fotografini veya kisa bir videosunu izlemek apayri seyler. Gorsel her zaman daha cazip. Bosuna dememisler bir fotograf 1000 kelimeye bedel diye. 

4. Hikaye anlatin!
En guzel postlar hikayesi olanlar, cunku insanlar hikayelere bayilir. Bir ise nasil basladiginizin, calisanlarinizin, yemeklerinizin, kamyonunuzun nasil renove edildiginin hikayesi mesela. Birseyin son halini yalnizca gormeyi degil, o hale gelirken neler yasandigini duymayi insanlar daha cok seviyor. Sandvicin fotografini degil, kamyonun hikayesini de anlatin. 
5. Takipcilere de fotograf cekebilecekleri birsey verin!
Iyi bir sosyal medya stratejisinde, sadece sizin kendi fotografinizi cekmeniz yetmez, takipcilere de fotograflarini cekebilecekleri, guzel bir arka plan/objeler yaratmak lazim. Bu rengarenk bir logo olabilir, sapsari bir kamyon, insanin agzinin suyunu akitan cinsten bir sandvic, ne olursa. Tekrar tekrar paylasilmaya degen baska icerikler icin firsat yaratmalisiniz. 

6. Guclu iletisim icin sosyal medya!
Sosyal medya sayesinde, hayranlarinizla, ailenizle, aslinda iceriginizi okuyan herkesle bir iletisim haline girersiniz aslinda ve bu, baglarin guclenmesi icin bir firsat. Duzenli icerikle, takipcileri 'hayranlara' donusturmek mumkun. Dogru bir stratejide zaten sadece yazip/paylasip birakmamali, takipcilerle iletisim ve etkilesim halinde olmalisiniz. Onlari da dinlemeli ve bagi guclendirmelisiniz.  

Keyifli, bol muzik ve yemekli bir film ve sosyal medyaya dair onemli tuyolar icin Chef'i kesinlikle oneririm!

December 5, 2014

Calisirken MBA Yapmak Uzerine ve Turkiye'de MBA Programlari

  No comments    
categories: ,



Uzun mucadeleler sonucunda bitirdigimiz lisenin ardindan belki cok isteyerek, belki de istemeyerek ama puanimizla tutturabildigimiz bolumlerde universiteye giriyoruz. Ilk birkac ay, belki bir yilini liseden ve sinav bombardimanindan cikmanin gevsekligiyle laylaylom gecirdikten sonra, lisenin zorlugunu hayli hayli unutturacak agirlik ve yogunlukta bir dort sene basliyor. Ha gayret diyerek gecen yillarin sonunda diplomayi aliyoruz, mezun oluyoruz. Derken, is hayatina adim atmamiz gerektigini anlayinca universiteyi bitirmenin mutluluk ve ozgurlugu de buhar olup ucuyor ve kendimizi hayatimizdaki en cileli ve gicik donemde buluyoruz. Rekabetin hat safhada oldugu, yasam kosullarinin hep daha yuksek bir gelir icin baski yaptigi is dunyasinda ise biraz daha one gecmek icin, veya kendimizi, eksik oldugumuzu dusundugumuz alanlarda gelistirmek icin ozel uzmanlik programlari veya yuksek lisans programlarina bu sefer odagimizi ceviriyoruz. MBA programi, ozellikle lisans derecesi isletme degilken kendini bu alanda calisirken bulan, kendi isini kurmayi isteyen veya yonetici adayi kisiler icin oldukca faydali bir program.