August 5, 2013

Buyumek...

  1 comment    
categories: 
Büyümek... Ve büyümek zorunda kalmak.

Çok küçük bir fark var gibi, ama aslında devasal. Biri, fiilin kendisi. Bir anlam yüklenmemiş. Yaş, olgunluk, sorumluluk gibi şeyleri çağrıştırıyor. Ötekiyse, hızlandırılmış, zorla olan ve acıyı çağrıştırıyor bana.

Acıya acıya.
Büyümek. Ağlayarak. Olgunlaşmak, sorgulamak, kabullenmek, doğrulmak, güçlenmek ve yürümek. 

“Yaşlanmak” şu an için hislerimi daha doğru açıklıyor bana göre, ama annem buna “büyüyorsun kızım” diyor. “Olgunlaşıyorsun ve hepsi geçecek. Herşey güzel olacak. Büyümek zorunda olduğun için üzgünüm.”

Ben de çok üzgünüm anne.

Büyümek, şu an benim için, en yakın arkadaşınla cenazeden cenazeye görüşmek demek.

En zayıf, güçsüz anlarda gelen darbeler. Arka arkaya gelen darbeler.

“Çok mutluyum, çok şükür”, dediğin anda, tokadın en babasını yemek. Seni yerle bir edecek birşeyin hemen kapının köşesinde beklemesi, her an göz kırpması.

Dostlarla, mutlu sohbetler, alışverişler, gezmeler ve kahkahalar için buluşmaktansa, teselli, destek ve zor günlerde daha sık bir araya gelir olmak.

Acıya acıya büyümek. Sanki kalıbım darmış da, içimden kocaman birşey gelişmeye ve kurtulmaya çalışıyormuş gibi bir his. “Hayır”, diyorum, “n’olur kal olduğun yerde”. Ama sığmıyor.

Biliyorum.

Büyüyeceğim ve hepsi geçecek.

Ama şu an sadece acıyorum.

July 22, 2013

San Fransisco, California

Yazmaya öyle bir ara verdim ki, tekrar başlamak hiç düşünmediğim kadar zor oldu. 
Projeler, finaller, işle ilgili sıkıntılar derken, gündemdeki bombalarla birlikte normal tempomum ve moralimin oldukça dışına çıktım epeydir. Tartışacak, yazacak çok şeyim, dilimin ucunda birikmiş sayısız söz var. Ama bunları kendime saklayıp, hayatımda bir takım yeni değişikliklerin ilk adımını attığımı (en azından atmaya yakın olduğumu) hissettiğim şu günlerde, iş hayatına başladığımdan beri yaptığım en uzun ve dolu tatili anlatmak, güzel yerlerden bahsetmek istiyorum. 

Ailenin 5 üyesi nadiren bir araya gelebiliyoruz; belki yılın yalnızca birkaç günü diyebilirim. Bu yüzden, 2013 yılı izinlerimi aileye ayırıp, oldukça spontane bir karar ve planla, California'ya gitmeye karar verdik. Bir akşam pilatesten çıktığımda, San Fransisco gidiş, Los Angeles dönüş biletleri alınmış, toplam 11 günlük bir tatil planı yapılması için babamdan çağrı gelmişti! Hal boyle olunca, buyuk bir heyecanla, San Fransisco ile baslayip, araba ile California'nin meshur State Route 1 denen unlu otoyolundan Los Angeles'a kadar cesitli duraklar yaparak inmeyi kapsayan bir plan hazirladim. 

Niyetim, tatil boyunca yaptigimiz duraklarin hepsinden ayri ayri post'larda bahsetmek (umarim usenip yarida kesmem) ve bugun San Fransisco'yla basliyoruz!

April 15, 2013

BIR KARAKOY KESFI...

  2 comments    
categories: ,
Cumartesi gunu, guc bela biten bir haftayi unutturmaya soz vermis gibi piril piril bir gunes ve sicacik bir havayla karsilayinca, okuldan sonra eve donmek olmazdi. Sabahtan yanima aldigim canon ae-1'im ve okuldan sonra bana katilan sevgiliyle kendimizi Eminonu'nden Karakoy'e dogru yollara vurduk. Uzundur gitmeyi planladigimiz Corlulu Ali Pasa Medresesi'nde, keyif ve huzur icinde handa nargilemizi ve Turk kahvemizi ictik, Hafiz Mustafa'dan lokumlarimizi, fotografcilardan cesit cesit filmlerimizi aldik. Saatlerce yuruduk, fotograflar cektik, gunesi batirdik ve Karakoy'e vardik. Balik pazarinda tezgahlari kollayan martilara selamimizi da verdikten sonra, adeta gizli sakli kalmis oldugunu dusundugum Akin Balik'a ulastik. Rezervasyon yaptirmayi akil edememis diger spontan insanlarin arkasina, uzun bir kuyruga eklendik.

April 3, 2013

GECIKMIS MUZIKAL KESIFLER

  No comments    
categories: 
Ben bu sesleri nasil daha once kesfetmemisim bilmiyorum. Bahsettiklerim, Jehan Barbur ve Ceylan Ertem
Gectigimiz gunlerde Bilgi Universitesi Mezunlar Dernegi'nin Hayata Dokun Dernegi ile ortak gerceklestirecegi etkinlik haberi mailima dustugunde Jehan Barbur'u ilk kez gordum saniyorum. Ayni hafta icinde hem onun, hem Ceylan Ertem'in ismine birkac defa rastladiktan sonra ancak kesfettim neleri kacirdigimi. 
Dupduru sesler, mukemmel yorumlar, kulaklarimin pasini silen muzik. Uzun bir sure tekrar tekrar dinleyecegim kesin. 
Ne mutlu bana ki, Nisan ayinda her ikisini de canli dinleyebilecegim. Ceylan Ertem'le 20 Nisan'da, Beyoglu Hayal Kahvesi'nde Sezen Aksu Tribute konserinde, Jehan Barbur'la ise 26 Nisan'da Bilgi Universitesi Kustepe Kampusu'nde bulusmak icin sabirsizlaniyorum. 

Not: Bahar ve yaz boyu gitmek istedigim o kadar cok konser/etkinlik var ki, hangi birine gidecegimi sasirmis durumdayim. Kredi falan ceksem hepsine ancak giderim heralde. 

March 25, 2013

YOU ARE MY WILD.

  No comments    
categories: ,
Gectigimiz gunlerde harika bir proje kesfettim. Cocuk sevgim git gide artarken, bir yandan da portre fotografciliginin ne kadar muhtesem birsey oldugunu dusunup duruyorum. 14 tane fotograficinin, her hafta, cocuklarini kendi gozlerinden anlatan bir fotograf paylasmasiyla harika bir portfolyo olusuyor. Fotograflar gercekten inanilmaz, imrenerek tekrar tekrar bakiyorum. Henuz kesfetmediyseniz paylasayim istedim.

March 18, 2013

CIRQUE DE SOLEIL - MJ

  1 comment    
categories: 
Aylarca dort gozle bekledikten sonra Cumartesi aksami Cirque de Soleil - Michael Jackson'i sonunda izledik! Oncesinde de iki farkli sov izlemis oldugum (Ama Luna ve Allegria) ve super yorumlar duydugum icin buyuk beklentilerle gitmistim ve beklentilerim kat kat fazlasiyla karsilandi. 
Isiklar, kostumler, danslar, mesajlar ve tabii ki muzik. Tam anlamiyla, 2 saat boyunca bambaska bir dunyaya yolculuktu. Cirque de Soleil sovlarinin ozelligi olan ve danslariyla bir nevi narasyonu yapan, yonlendirici olan karakter her ciktiginda 'yine cikti lavuk' deyip kakirdayan adam kilikli eseklere, 2 saat boyunca nefes almadan ve osuruguyla arenanin havasini degistirmeye calisan gazmana ve hatta bangir bangir  'saygi', 'inanc', 'umut' gibi mesajlarla duygu seline donustukten sonra alan cikisinda omuz atan ayilara ragmen Michael Jackson muhtesemdi; iyi ki geldi! 

March 17, 2013

MUHTESEM EV PIZZASI

  No comments    
categories: ,
NTV'de haftasonlari saat 13.00 civarinda Refika'nin Mucize Lezzetler'i, televizyonda izlemekten cok keyif aldigim programlardan birisi. Dun denk geldigim bolumde, sevgili Refika Birgul, ev pizzasi yapmis. Goruntu ve tarifin basitliginden etkilenip aksam yemegi ben de bu tarifi yapmaya karar verdim. Disaridan siparis edilen pizzalarda hem malzemelerin hepsi sizin kontrolunuzde olmuyor, hem de kaloriler ucsuz bucaksiz oluyor genelde. Hamurunda ve sosunda bolca yag ve seker oluyor. Evde yapinca tum kontrol sizde ve 10-15 dakika icinde pizza hazir! Ustelik disarida yediklerimizden cok daha guzel. En kisa zamanda farkli versiyonlarini da yapacagimiza suphem yok!

March 14, 2013

WRECK-IT RALPH

  No comments    
categories: 
***Spoiler icerir***

Animasyonlari ve cizgi filmleri anormal seven biri olarak cikan cogu filmi izlerim. Favorimse uzun zamandir The Princess and The Frog ve How To Train A Dragon arasinda gidip geliyordu. 
Ta ki gecen haftasonu Ankara'da kardesimle Wreck-It Ralph'i izleyene kadar! Biliyorsunuz gectigimiz ay Oskar'larda da `best animated feature` kategorisinde aday olarak gosterilmisti. Oskar Brave'e gitti ve onu henuz izleyemedigim icin yorum yapamiyorum; fakat Wreck-It Ralph benim uzun zamandir izledigim EN IYI animasyondu.

March 11, 2013

HASTAYDIM AMA...

  No comments    
categories: ,
Persembe aksamindan beri usutme mi grip mi ne oldugunu bilmedigim bir hastaligin pencesindeyim. Hala da tam olarak gecmis degil, ama su anda kendimi (en azindan dune gore) cok daha iyi hissediyorum. Etrafta herkes kirmizi burunlu, makyajsiz ve hasta. Bahara bu vaziyette geciyoruz galiba toplu olarak. 

February 25, 2013

NE VAR NE YOK

  No comments    
categories: ,
Okulun baslamasiyla bloga yazma araliklarimin acilmasi bir oldu elbette. Tum bos vakitlarimi tiklim tikis doldurma huyum beni su siralar biraz yormaya basladi; bugun Duygu'nun dedigi gibi, yine denize cikip kurek cekesim var. 
Mesguliyetler bir yana, neler var, neler yok:

February 13, 2013

SEVGILILER GUNU'NE DOGRU...

  No comments    
categories: 
Bugun yanlislikla (!) facebookta post edilmis olan bu videoyu izlemis bulundum. 
Hufff. 
Ne demeli bilmiyorum. 
Siz kendiniz bir yorum yaparsiniz eminim =)

February 7, 2013

DIY : Taç

  No comments    
categories: ,
Annem buradayken Tahtakale'ye gidip ivir zivir birsuru sey toplamistik. Sekil sekil keceler, boncuklar, ipler ve taslari gorunce resmen buyulendik. Eminonu'nun haftasonu kalabaligi disinda super eglenceliydi, tekrar tekrar gidecegime eminim. Asagidakiler de topladigim malzemelerden bir kismi. Yalnizca dort parcayla ve 10 dakikada yeni tacim hazir! Bir magazada gorseydim buyuk olasilikla fiyati 30 TL gibi birsey olurdu benzer bir tacin (benimki sanirim 3te 1i kadar ancak tutmustur); evde yapmak gibisi yok :)  

February 3, 2013

YIYEREK-ICEREK ROMA {2}

  No comments    
categories: ,
Uyari: Istah acabilir!

Italya dendiginde ilk olarak gozumuzun onunde pizzalar, lazanyalar, domatesler, feslegenler falan ucusmaya basliyor, inkara gerek yok. Bizim de giderken aklimizda denemek icin onlarca restoran-kafe-bar listelenmisti ve hepsini denemek icin gunde 15 ogun yemege calistik - yedik diyemiyorum, cok basarili olamadik - ve midemizi genislettik desem yeridir. Ilk durak olan Trevi'deki That's Amore, yedigimiz en guzel lazanya ve tiramisuyle Roma seyahatinin devamini daha da sabirsiz ve heyecanli gecirmemize sebep oldu. Cantina e Cucina'nin mukemmel ev sarabi ve pizzasi, Mimi e Coco'da taptaze Caprese, Fluid ve Salotto 42'in taze meyva pureli cesit cesit kokteylleri, Cono e Camicia Pasticceria kadar kucuk ve gozden kacirilabilecek ama dunyanin en guzel minik pastaciklari ve choco mousse'unu yapan inanilmaz pastanesiyle, Roma kalbimizi caldi. Kisin gittigimiz icin meshur Roma gelatosuyla epey az ilgilendik diyebilirim. Bir defa yemek icin niyet ettik, onda da dogru adresten almamisiz olacagiz ki, cok etkilenmedik malesef (Blue Ice). 
Fotograflara baktikca hala agzimin suyu akiyor; daha cok vakit olsa da daha cok yeseydik diyorum. Sonra da iyi ki daha cok kalmamisiz, herhalde obez olurdum diyorum. 
Evet, Roma'dan simdilik bu kadar!

January 28, 2013

BIR TURIST OLARAK ROMA {1}

  No comments    
categories: 
Yaklasik bir bucuk hafta once yazmayi planladigim postlar, annem ve kardesimin Istanbul'a gelmesiyle birlikte epey gecikmis oldu. Varsin olsun; bir haftadir piril piril, mis gibi yemek kokulariyla dolu ve kalabalik bir eve geliyorum isten sonra.  Aileyle olmak benzersiz!

Veee... Roma!
Internetteki yorumlari epey kafamizi kurcalasa da, Trevi Cesmesi'ne iki dakika mesafede olmasi ve cok makul olmasi gibi kritik sebeplerden dolayi Hotel Trevi'de kaldik. Konumu inanilmazdi. Her sabah - oglen - aksam Trevi'nin kalabaligi ve tabii ki cesmeyi gormek (klise mlise bilemem, cok etkilendim) cok keyifliydi. Boooolca yuruduk. Yuruduk, yuruduk. Ayaklarimiz aglayana kadar. Her sokaga girdik ciktik - ki bence bir sehri oyle gezmek guzel. Ilginc bisey: sokaklarda ara ara duvarlarin icine oturtulmus cesmelere rastliyorsunuz - suyun tadi cok guzel - ve biz hemen hemen hep cesmelerden su ictik. Sehrin ortasinda Pantheon gibi yapilara rastlamak gercekten ozel birsey.
Piazza'lar bulmaca gibi, o piazza senin bu piazza benim, hepsini gormeye calistik. Isimlerine bayildik.
Cogunlukla yagmurlu ve cirkin bir hava vardi; gunes actiginda mutluluktan uctuk. Sehir bir baska guzellesti.
Yemeler-icmeler bir sonraki post'a!

ROMA LISTESI

  No comments    
categories: 
3 gune sigdirilmaya calisilan bol gezmeli/yemeli/icmeli/yorulmali Roma gezisinden doneli neredeyse bir haftaya yakin olacak ama ben yazmak icin ilk kez oturabiliyorum. Toplamda (telefonlar haric) bin fotograf ile dondugumuz geziyle ilgili oyle cok sey var ki yazilacak ve gosterilecek, hepsini toparlamakta biraz zorlanacagim gibi gorunuyor, ama sansimi deneyecegim (Gerekirse sonradan edit yapilabilinir).

January 16, 2013

Bagpack Index

  No comments    
categories: 

Bugün arkadaşımdan bir mail geldi; ona da mail ile gelen, Bagpack Index diye bir çalışmayla ilgili. Araştırmayı ilk kim yapıp hazırladı, maalesef bilemiyorum, ama çok güzel olduğu ve çok anlamlı bir kıyaslama sunduğu için paylaşmak istedim (Kaynağına ulaştığımda mutlaka buraya not edeceğim). Tatil lokasyonları seçerken, şehirlerde gün başına harcayacağınız MİNİMUM miktardan yola çıkarak, bütçenize uygunluğunu kabaca anlamak için güzel bir ölçek.

Şehirlerin günlük turist maliyetleri çıkarılmış ve bu indexle şehirler pahalılık sıralamasına sokulmuş.

January 15, 2013

SALUTO ROMA!

  No comments    
categories: 

Pegasus'un mükemmel kampanyalarından birinde balıklama atladığımız Roma biletlerinin tarihine sayılı günler kaldı sonunda! 
Herşey hazır; Cumartesi'ye gün sayıyoruz! Tek birşey eksik: VİZELER. Hayırlısıyla İtalyan dostlarımızı, ülkelerini yemeyeceğimiz, akıllı uslu birer turist olup 3 gün boyunca yalnızca yemeye, içmeye ve gezmeye gideceğimiz konusunda ikna etmeyi başarırsak, o da olacak! Yahu çalışan insanlarız işte, bir Kanada ekonomisi gibi olmasa da, Türkiye'nin ekonomisi de sizinkine on basar durumda şu anda. Ne yapayım senin ülkende kalıp allah aşkına?! Schengen başvurularıyla ilgili daha neler demek istiyorum ama, susmayı tercih ediyorum şimdilik. 

Barış içinde geliyoruz sevgili İtalyanlar, verin artık pasaportlarımızı geri!



January 13, 2013

VİZYON'DAN

  No comments    
categories: 
Isin yaninda bir de final sinavlarimin yaklasmasiyla git gide asosyallesen ve yorgunluktan rengi solmus bir hale gelmistim. Dun sabah itibariyla son sinavimi tamamlamamla bir aylik donem tatilim baslamis oldu ve hayatimda bu kadar rahatladigim az olmustur desem yalan olmaz. 

Itiraf etmem gerek: universitedeyken sinavlara calisirken ve odev yaparken yaptigim butun mizmizliklardan utandim. Hem de nasil! Calisma ve ev gecindirme sikintisi olmadan, yalnizca ogrenci olma sorumluluguna sahipken sinavlar yaklastikca ne kadar mirin kirin ettigimi hatirliyorum da, cok ayip etmisim. Simdi bir yandan tum gun calisip bir yandan da aksamlarimi ve haftasonlarimi derslere, odevlere ve sinavlara ayirmam gerektigi zaman aklim basima geldi. Ozellikle bir calisan olarak en onemsedigimiz o Cuma aksamlari ve Cumartesi gunleri var ya, oturup kuzu kuzu evde makaleler okumak, efendime soyleyim, muhasebe calismak falan gerekince, sacimi basimi yolasim gelmisti. 

Cok sukur bitti sevgili okurlar. Bir ay boyunca yalnizca ise gidecegim diye oyle bir tatil hissine kapildim ki, gorseniz halime uzulebilirsiniz. Ama insan daha zoruyla karsilasinca oncekilerin kiymetini anliyor. Bu da bir ders diyelim; cok da uzatmayalim. 


Tatilim baslar baslamaz, uzun suredir gitmek icin sabirsizlikla bekledigim filmleri gormek icin sinemaya kostum: Life of Pi ve Silver Linings Playbook. IMDB'deki 8.3 ve 8.2'lik puanlari, esten dosttan aldigim duyumlar ve yorumlar o kadar olumluydu ki, beklentilerim cok yuksek olarak gittim. Life of Pi'den daha cok keyif aldigimi soyleyebilirim. Gorseller, Pi karakteri ve Pasifik Okyanusu'ndaki inanilmaz (ama aslinda gayet olasi) yasam mucadelesi oldukca etkileyiciydi. Filmin hemen her sahnesini heyecan dorukta izledim. Karakterin yillar sonraki halinin de Montreal'de yasiyor olmasi ve Old Port'taki yuruyus kalbimi caldi. Cok etkileyici bir hikaye; yazarin kurgu becerisine hayran kaldim. 


Silver Linings Playbook ise, komedi beklentisiyle gitmis olmam dolayisiyla, beklentimden daha durgun geldi. Romantik komedilerden tanidigimiz ve genelde ortalama rollerde oynayan Bradley Cooper, bu filmdeki bipolar karakterini bana gore ustun basariyla canlandirmis. 'Excelsior' ve 'finding a silver lining' dusunceleri, bence herkesin hayatinda yeri olmasi gereken onemli seyler. Hunger Games'den tanidigimiz Jennifer Lawrence da oldukca basarili ve kesinlikle daha cok gormek istedigim bir oyuncu. Film zaman zaman biraz agir, ama olumlu noktalara tutunma dusuncesi, herseye ragmen kurulan guclu iletisim ve mutlu son benim kalbimi caldi. Yalnizca Amerikan filmlerine ozgu olan iki karakterin ilginc tanismalari, enteresan bir arguman uzerine baslayan iletisimleri ve normal hayatta hic gormeyecegimiz dinamikler ve sohbetleri izlemek sanirim hosuma gidiyor. 

Neticede cok guzel ve uzundur beklenen bol dinlenmeli bir haftasonu oldu. Bir kadeh sarap ve tarcinli kurabiye kokulu mumumla Pazar aksamini keyif ve huzur icinde kapatabilirim.

January 2, 2013

EVDE BAKIM ÜZERİNE

  No comments    
categories: 
Oyle cok bakimli, suslu birisi hic olmamakla birlikte, cilt sagligina oldukca onem verip, sik sik konuyla ilgili kaynaklar okur, kendimce de bir takim uygulamalar yapmaya dikkat ederim. 
Son zamanlardaki kesiflerimden bir tanesi gul suyu oldu. Pek cok kisiden, tonik yerine gul suyu kullandiklarina ve cook memnun olduklarina dair yorumlar alirdim, fakat hic denememistim gectigimiz haftaya kadar (belki de gulsuyu kokusu biraz antipatik geldigindi, emin degilim). Niye bugune kadar beklemisim bilmiyorum! Gercekten muthis birsey, kutusunda yazdigi gibi 'ferahlatici'ligini aninda hissediyorsunuz ve tonikten cok daha temizmis hissi birakiyor. Gayet de hafif ve guzel kokuyor, beni yaniltti ve buradan da kalbimi caldi. Nivea gibi orta sinif guzellik urunlerinin fiyatina bile kiyasladigimizda, ucte biri fiyatina satiliyor olmasi da cabasi. Ben yeni tonigimi buldum anlayacaginiz. 
Sirada, bugun itibariyle ilk denemesini yaptigim sac bakim kurum var. Kalin telli, gur ve kivircik bir sac yapisindan incecik telli ve duz sac yapisina gecis yaptigimdan beri saclarima daha iyi bakma ihtiyacina kapildim sanirim. Bu sebepledir ki, onceden saclarima yaptigim nankorlugun uzerine su anda sac bakimlari yapmak cok zoruma gidiyor. Gelin gorun ki, saclar ne kadar saglikli olsa da, fazladan alaka gostermek can yakmaz. Bolca protein, besleyici yaglar ve nemlendirici malzemelerin hepsinin bir arada uygulandigi, 1 yumurta, 4-5 yemek kasigi zeytinyagi ve 2 cay kasigi baldan olusan karisim cok basarili olmaya aday benim gozumde. Her hafta bir kez yapmayi ve gozlemlemeyi kafama koydum. 4 hafta sonunda degisiklik gorecegimi umuyorum. O zaman yeniden bildirecegim. 

Son olaraksa, yine sac bakimiyla ilgili kulaga inanilmaz sacma gelen ama tecrubeyle sabit olarak (kendim denedim) sonuclari gorulmus bir yonteme kisaca degineyim. Saclarim dokuldukce sikayet etmem sebebiyle, annem bir gun bir yerde bu bilgiye denk geliyor ve bana soyluyor. Olay su: Sampuaninizin sisesine, 4-5 adet dogum kontrol hapini eziyor ve atiyorsunuz. Bir guzel karistirdiktan sonra, saclarinizi normal yikiyorsunuz. Bunun en dogru yontemi nedir bilemem, ama ben haftada 2 defadan fazla bu sampuanla yikamadim (yikarken de kafami egip yikadim, n'olur n'olmaz diyerek :D). Birkac ay boyle kullandiktan sonra, hicbir etkisi olacagini dusunmesem de, dunya kadar yeni sacim cikti ve hayrete dustum. Bunun bilimsel aciklamasi muhakkak yapilabilir, ama ben kendimce su kadar soylemekle yetinebilirim: dogum kontrol hapinin icindeki hormon takviyeleri, saclarin cikmasini tetikliyor gibi gorunuyor.