Showing posts with label sinema. Show all posts
Showing posts with label sinema. Show all posts

May 29, 2015

Live, Love, Dream - Tomorrowland

dreaming - hayal kurmak - ilham veren fotograflar

Çevremdeki pek cok kişiyle konuştuğumda, inanılmaz iyi fikirler dinliyorum, hayallerini, ve onları heyecanlandıran düşüncelere şahit oluyorum ve herşeyden öte, bunları anlatırken gözlerinin içinin parladığını gözlemliyorum. Ses tonları ve vücut diline kadar yansıyan o rahatlama ve heyecanı anlamamak için gerçekten kör olmak lazım. Kimisinin hayali Ege'ye yerleşmek oluyor, kiminin ceviz yetiştirmek, yazmak, fotoğraf çekmek, takı tasarlamak, kafe açmak, kendi atölyesini kurmak, müzik yapmak, kiminin de muhteşem inovatif projeler çıkaracak bir girişim sahibi olmak. Ama sonra olan oluyor ve bunları konuşup heyecanlandığımız, planlar kurduğumuz kahve molaları, öğlen yemek araları veya haftasonları sona eriyor ve herkes yeniden adeta yaşam mücadelesi verdiği ve idareten para kazanmak uğruna yaptığı işine dönüyor, hayallerini rafa kaldırıyor. Çünkü sistem bu.

Çocuk yaştan beri, oku, sınavları kazan, üniversiteyi bitir, biter bitmez işe gir, sebat et, çalış,çalış ve yüksel şeklinde bir yönlendirme, daha doğrusu beyin yıkama var. Veya aile kurdun, çocuğun oldu, 'artık evine vakit ayırmalısın, eşin ve çocuğun icin yaşamalısın, hayat senin için bitti, öncelik sen değilsin, gibi depresif ve kısıtlayıcı saçma bir toplumsal dayatma var. Bu önceden belirlenmiş olan rotaların dışına çıkmak ise adeta bir yasak elma!

Bir gün bir deli cesareti gelene kadar veya piyangodan ikramiye çıkana kadar herkes statükoyu koruyor, direne direne rutinlerini sürdürüyor, çarkı çeviriyor. Tabii bu süre boyunca, hayallerini koruyabilen, hatta daha da ötesi, hayal kurmayı başarabilen kişilerin sayısı onbinlerde 1'lere iniyor tahminen. 'Ressam olma, para kazanamazsın'. 'Müzik yapma, seni kim dinleyecek, beş parasız kalırsın. 'Yazacaksın da ne olacak, kim senin yazılarını okuyacak'? Bilmiyorum! Ama bildiğim birşey var ki, artık hayal kuramaz hale gelmek ve kendine inanmamak bir insanin başına gelebilecek en en en kötü şey!


Dünyayı kötülüklerden, hastalıklardan, küresel ısınmadan kurtarabileceğine inanan, Jetgiller'deki gibi uçan arabalar yapabileceğimize inanan çocuk beyinlerimizi düşünün önce. Sonra da büyüdükçe, o sınırsız hayal gücüyle çalışan beyinlerimizin, toplumsal dayatmalar, vizyonsuz yaklaşımlar ve dünya genelinde yaşanan olumsuzlukların sürekli tekrar edilmesiyle birlikte nasıl karamsarlığa sürüklendiğini. İki gün önce, çok feci geçen bir iş gününün sonunda, vizyonu sebebiyle dünyadaki en beğendiğim marka olan Disney'in Tomorrowland filmine gittik Barış'la. Filmin abartı olan, geyik kısımları elbette var. Ama öyle önemli bir noktaya dokunuyor ve mesaj veriyor ki, istisnasız herkesin izlemesini isterim. Hayallerimizi nasıl kaybettiğimizi, karamsarlaştıkça, çevremizdeki sayısı zaten azalmış olan hayalperestleri de yok ettiğimizi ve böylece bizim için umudun nasıl kaybolduğunu anlatıyor film.

Oysa ki o hayalperestlere ve inancını kaybetmeyenlere, suya ihtiyacımız olduğu gibi ihtiyacımız var. 


April 1, 2015

Ilham Veren Filmler - Vol.1

Bazi zamanlar, motivasyonumuzu yukseltecek, yapmak isteyip de bir turlu cesaret edemedigimiz seyler icin bizi yerimizden kaldiracak, sinirlarimizi kesfetmemiz icin merakimizi kabartacak ve herseyden ote ilham verecek filmler izlemeye, hikayeler ogrenmeye ihtiyac duyariz. Donem donem ihtiyacim oldugunda bende adeta psikolog etkisi yapan, miskinlesmek ve hatta umutsuzluga gomulmek uzereyken beni yeniden hayata donduren ve zihnimi acan bazi filmlerim var. Hepimizin boyle zamanlari ve hatta kendince o zamanlardan cikis yontemleri olduguna eminim. Benim yontemlerimin basinda filmler geliyor ve sizinle de paylasip ilham ve olumlu enerjiyi yaymayi istiyorum. 
Bu seri kendi icinde birkac volumde gelebilir; ilk 6'li ise asagida! 
ilham veren filmler - ispirational movies - mood lifting movies


January 2, 2015

Havadan Sudan Yeni Yildan Filmlerden - 3 Mutlu Film Birden

  No comments    
categories: , ,
Harika dostlarla, adeta gulmekten yuz kaslarimizin gelistigi super bir sekilde girdik yeni yila. Evimizde, evli olarak ev sahipligi yaptigimiz ilk organizasyonumuz yilbasi yemegimiz oldu. Herkesin birseyler getirmesiyle, muhtesem bir sofra kuruldu, her yemekli organizasyondan sonra oldugu gibi iki partilik daha yemek artarak geceyi kapadik, buzdolabini saklama kaplariyla doldurup tasirdik. 

Yemek biter bitmez bulasik derdine dusulmesin diye bu defa kagit tabaklar ve plastik kadehler kullanmaya karar vermistik. Metro'dan alisveris yaparken Kullan-At bolumunden aldigimiz tabak ve kadehler hem cok kaliteliydi, hem de acaip pratik oldu, eger bir gun dusunurseniz aklinizda bulunsun diye yazayim istedim. Tesadufen de gecen gun KullanAtMarket diye bir siteye denk geldim. Yemek, parti, davet gibi organizasyonlarda gerekebilecek her turlu ivir zivir mevcut. Tam ve guzel bir sofra kurmak icin gerekli herseyi alip, masaortusu de eger kullanip atmaliksa, filmlerde oldugu gibi soyle kocaman bir top yapip oldugu gibi cope atip sifir bulasikla kocaman bir grubu bile agirlayabilirsiniz. Ihtiyac olmasi halinde, faydali bilgiler defterine not edilebilir. ;)

Bu aralar cok film izliyoruz, izlediklerimizden size de birkac oneride bulunayim istiyorum cunku cok guzeller! Asagidaki uc film de 'heart warming', 'uplifting' diye gecen, 'mod yukseltici', 'motive edici' ve 'mutlu' filmler bana gore. Gundemde yeterince entrika ve huzun oldugu icin, televizyonu olumlu seyler seyretmek icin kullanmayi daha cok tercih ediyorum. Hazir yepyeni bir yila girmisken biraz ilham ve tutku fena olmaz bence! 

The Hundred-Foot Journey: Helen Mirren, Om Puri ve Manish Dayal'in basrollerde oldugu, Hindistan'da ailecek restoran isletmeciligi yapan bir ailenin restoranlari bir gecede yanip hayatlarina yeniden baslamalari gerektiginde, baba ailesini toparlar ve cocuklarin tum itirazlarina ragmen Fransa'da muhtesem guzellikte bir kasabaya tasinirlar. Helen Mirren'in islettigi Michelin yildizli bir Fransiz restoraninin tam karsisina actiklari Hint restoraniyla birlikte hikaye baslar. Iki restoranin arasindaki rekabetin yani sira, ask, dostluk, yemek ve muhtesem gorsellerle dolu cok keyifli bir film. 
What If: Ruby Sparks'tan hatirlayacagimiz Zoe Kazan, bence cok basarili bir aktris ve senarist. Kendine ozgu bir tarzi olan, orjinal biri ve filmlerinden acaip keyif aliyorum. Filmin Toronto'da gecmesi, kalbimi calan bir baska faktor oldu. Zoe Kazan ve Harry Potter roluyle hafizamiza kazinan Daniel Radcliffe basrolde, birbirinin dilinden super anlayan, aralarinda muthis bir iletisim olan iki arkadasi canlandiriyorlar. En iyi arkadas ve sevgili olmanin arasindaki ince cizgideki iki kisiyi anlatan, Hollywood Rom-Com'larinin oldukca disinda ve tazeleyici bir hikaye. Ask ve arkadasliga dair derin konusmalarin, ince esprilerin gectigi bir film. 500 Days of Summer'i ve When Harry Met Sally'i bir nevi andiran, guncellenmis versiyonu denebilecek bir hikaye. 
Son olarak ise, Begin Again: Her filmine hayran kaldigim Marc Ruffalo, Keira Knightley ile super bir ikili olmus. Manhattan'da tutunmaya calisan, ayrildigi erkek arkadasindan (Adam Levine) sonra umutlarini kaybetmis Ingiliz besteci ve soz yazari genc bir kiz, arkadasinin israri uzerine gittikleri barda kendine ait bir sarki soyler. Aile ve isinde ise basarisiz bir yol izleyen ve motivasyonunu kaybetmis bir muzik yapimcisi (Mark Ruffalo) ise, kizi dinler dinlemez super bir isbirlikteligi icin kafasinda plani canlandirir ve ikna etmek icin aksiyona gecer. Hayatlarini muzige adamis iki insan, film boyunca harikalar yaratir, muhtesem bir album kaydederler. Muhtesem muzikleri ve bir ise tutkuyla asilma hikayesini en guzel sekilde birlestiren, acaip mod yukselten, super keyifli bir film. Izlemenizi ve soundtrack'ini dinlemenizi siddetle oneririm. 
Tekrar, harika bir yil ve guzel baslangiclar diliyorum herkese! Yeni ajandalar ve yeni kararlarimizla baslasin yeni seruvenler!

December 22, 2014

Tatilde Izlenesi Nostaljik Komediler

  2 comments    
categories: ,
1 Ocak'i evde gecirerek bir onceki gunun yorgunlugunu atmak, benim icin tek gunluk tatili degerlendirmenin en guzel hali. 80'ler ve 90'larin muthis komedileri de kahkahalarla baslamak istedigim yeni bir yil icin tek kelimeyle ideal. Ailecek, tek basina, sevgiliyle, arkadaslarla, kimle olursa olsun izlenecek zamansiz filmler ve kesinlikle bazi yiyeceklerle harika gidiyorlar! :) 

December 14, 2014

Sef'ten Ogrenilecek 6 Sosyal Medya Dersi

  2 comments    
categories: , ,
Harika bir Cumartesi'nin aksaminda, uzun zamandir izlemeyi istedigim Chef filmini maaile izleyebildik ve ancak bu kadar keyif alabilirdim! Icinde tutku, yemek, renkler, Miami, Los Angeles ve harika muzikler olan bir film. 

Yazdigi, yonettigi ve bas rolunde oynadigi filmde Jon Favreau, cok yetenekli ve basarili bir sefi canlandiriyor. Calistigi luks restoranin sahibiyle, kemiklesen menunun degisikligi konusunda zitlasir, ardindan ayni menu yuzunden sehrin en onemli yemek elestirmeni tarafindan sosyal medyada rezil edilir. Ne yaptigini cok da farketmeden, elestirmenle sosyal medya uzerinden kavgaya tutusur ve issiz kalir. En yakin arkadasi ve 10 yasindaki ogluyla birlikte bir yemek kamyonuyla Miami'den LA'e dogru yola cikar ve meslegiyle birlikte, aile iliskisinde de mutlulugu yakalar. 
Hikayesi bir yana, film sosyal medya konusundaki dogru tespitleri ve yaklasimi takdire sayan! Filmden cikarilabilecek 6 ders iste bu sekilde: 

1. Musteriye ulasmak hic bu kadar kolay ve ucuz olmamisti! 
Jon Favreau'nun 10 yasindaki oglu, babasiyla birlikte gecirdigi ve sef ciragi olarak calistigi gunlerde, cep telefonuyla surekli fotograflar, videolar ceker, sosyal medya hesaplarinin tamamini yonetir. Ozellikle Twitter ve Instagram'dan yaptigi paylasimlar ve lokasyon etiketlemeleri sayesinde binlerce kisi bir anda yemek kamyonunundan ve nerelerde durak yaptiklarindan haberdar olup durduklari noktalarda metrelece sira olusturur. 

2. Sosyal medyanin, ozellikle twitterin gucunu hafife almayin! 
Yemek elestirmenine ozel mesaj olarak yazdigini sandigi ters bir twitter mesajinin ardindan sefin bir gecede binlerce takipcisi olur. Restorandaki ofke patlamasinin videolari ise sosyal restoran misafirleri tarafindan interenete yuklenmeye baslayinca viral olur ve konu yazili basina kadar ilerler. Ne kadar hizla ve genis kitlelere yayildigini dusunursek, ne yazdigimiza dikkat etmek lazim. Bir yandan da hedef ilgi ve takipci cekmekse, bunun da en kolay yolu yine ayni mecrayi kullanmak. 

3. Fotograf ve videolar sosyal medyadaki en etkili paylasimlar!
Anlatilmak isteneni gorsel ifade etmek belki de en carpici yontem. Bir yemegin tarifini vermekle, fotografini veya kisa bir videosunu izlemek apayri seyler. Gorsel her zaman daha cazip. Bosuna dememisler bir fotograf 1000 kelimeye bedel diye. 

4. Hikaye anlatin!
En guzel postlar hikayesi olanlar, cunku insanlar hikayelere bayilir. Bir ise nasil basladiginizin, calisanlarinizin, yemeklerinizin, kamyonunuzun nasil renove edildiginin hikayesi mesela. Birseyin son halini yalnizca gormeyi degil, o hale gelirken neler yasandigini duymayi insanlar daha cok seviyor. Sandvicin fotografini degil, kamyonun hikayesini de anlatin. 
5. Takipcilere de fotograf cekebilecekleri birsey verin!
Iyi bir sosyal medya stratejisinde, sadece sizin kendi fotografinizi cekmeniz yetmez, takipcilere de fotograflarini cekebilecekleri, guzel bir arka plan/objeler yaratmak lazim. Bu rengarenk bir logo olabilir, sapsari bir kamyon, insanin agzinin suyunu akitan cinsten bir sandvic, ne olursa. Tekrar tekrar paylasilmaya degen baska icerikler icin firsat yaratmalisiniz. 

6. Guclu iletisim icin sosyal medya!
Sosyal medya sayesinde, hayranlarinizla, ailenizle, aslinda iceriginizi okuyan herkesle bir iletisim haline girersiniz aslinda ve bu, baglarin guclenmesi icin bir firsat. Duzenli icerikle, takipcileri 'hayranlara' donusturmek mumkun. Dogru bir stratejide zaten sadece yazip/paylasip birakmamali, takipcilerle iletisim ve etkilesim halinde olmalisiniz. Onlari da dinlemeli ve bagi guclendirmelisiniz.  

Keyifli, bol muzik ve yemekli bir film ve sosyal medyaya dair onemli tuyolar icin Chef'i kesinlikle oneririm!

October 14, 2014

Defalarca Izlesem Sikilmam!

  No comments    
categories: , ,
Sonbaharla birlikte battaniye altina gomulup film izleme sezonu bizim icin resmen acilmistir! Havalarin sogumasiyla birlikte, otomatik olarak gozumun onunde ucusan kestaneler, sahlepler, sicak cikolatalar ve bilimum diyette olmamasi gereken yiyecekler beni durtmeye basladi. Disaridan ziyade evde daha cok vakit gecirilen bu donemde, donup tekrar tekrar izlemekten bikmadigim filmleri ve beraberinde en guzel giden yiyeceklerin bir kombinini hazirladim bugun (sevdigim bir websayfasindan esinlenilmistir). Fotograflarini bile gormek benim icimi aciyor! 
Sizin de vazgecemedeginiz filmleriniz var mi?



July 3, 2014

The Fault In Our Stars

  No comments    
categories: ,
Aysegul'le ara ara birbirimize kitap, film ve dizi tavsiyesi veririz. 'Bak sunu okuyorum, soyle heyecanli', 'komedi izleyesim var, ne izleyim?', 'hic dizi takip edemedim, kaptirip gidecegim bi seri soylesene', gibi pek cok sekilde birkac haftalik duzende guncelleme yapiyoruz diyebilirim. 

En son konustugumuzda, John Green'in The Fault In Our Stars'ini bitirmisti, ardindan hemen ben de kosup aldim. 'Yanina da bir kutu selpak al' demisti bu arada, ben de size soylemis olayim :) 

Kitaba kaptirmis vaziyette son gunlerde hep elimde gezdim ve sonlarina yaklasmistim. Filmi gelsin gidelim diye hoplayip dururken, dun aksam sinemaya gittigimizde gelmis oldugunu gorduk ve kitabi bitirmeye sabredemeden filmine girdik Baris'la. Artik hikayenin sonunu da biliyorum, ama bildigim icin kitabi okumayacagim diye birsey yok tabii. Kitapta Hazel'in dusuncelerini cok farkli ve detayli sekilde ogreniyorsunuz, film o detayi haliyle veremiyor. Uyarlamalar zaten ne kadar iyi olursa olsun, ben kitabi her turlu okuma taraftariyim.

Bir yandan iki gencin birbirlerine asik oluslarina tanik olur ve iciniz simsicak olurken, bir yandan da bence muthis bir farkindalik yaratan ve zaman zaman kaskati kesilmenizi saglayan bir hikaye. Hem kendilerinin, hem ailelerinin hayatlarinin mucadelesi ve yonu onlar icin daha cocukken cizilmis. Daha fazla detay vermek istemiyorum, ama mutlaka izlemenizi veya okumanizi oneririm. 


March 14, 2013

WRECK-IT RALPH

  No comments    
categories: 
***Spoiler icerir***

Animasyonlari ve cizgi filmleri anormal seven biri olarak cikan cogu filmi izlerim. Favorimse uzun zamandir The Princess and The Frog ve How To Train A Dragon arasinda gidip geliyordu. 
Ta ki gecen haftasonu Ankara'da kardesimle Wreck-It Ralph'i izleyene kadar! Biliyorsunuz gectigimiz ay Oskar'larda da `best animated feature` kategorisinde aday olarak gosterilmisti. Oskar Brave'e gitti ve onu henuz izleyemedigim icin yorum yapamiyorum; fakat Wreck-It Ralph benim uzun zamandir izledigim EN IYI animasyondu.

January 13, 2013

VİZYON'DAN

  No comments    
categories: 
Isin yaninda bir de final sinavlarimin yaklasmasiyla git gide asosyallesen ve yorgunluktan rengi solmus bir hale gelmistim. Dun sabah itibariyla son sinavimi tamamlamamla bir aylik donem tatilim baslamis oldu ve hayatimda bu kadar rahatladigim az olmustur desem yalan olmaz. 

Itiraf etmem gerek: universitedeyken sinavlara calisirken ve odev yaparken yaptigim butun mizmizliklardan utandim. Hem de nasil! Calisma ve ev gecindirme sikintisi olmadan, yalnizca ogrenci olma sorumluluguna sahipken sinavlar yaklastikca ne kadar mirin kirin ettigimi hatirliyorum da, cok ayip etmisim. Simdi bir yandan tum gun calisip bir yandan da aksamlarimi ve haftasonlarimi derslere, odevlere ve sinavlara ayirmam gerektigi zaman aklim basima geldi. Ozellikle bir calisan olarak en onemsedigimiz o Cuma aksamlari ve Cumartesi gunleri var ya, oturup kuzu kuzu evde makaleler okumak, efendime soyleyim, muhasebe calismak falan gerekince, sacimi basimi yolasim gelmisti. 

Cok sukur bitti sevgili okurlar. Bir ay boyunca yalnizca ise gidecegim diye oyle bir tatil hissine kapildim ki, gorseniz halime uzulebilirsiniz. Ama insan daha zoruyla karsilasinca oncekilerin kiymetini anliyor. Bu da bir ders diyelim; cok da uzatmayalim. 


Tatilim baslar baslamaz, uzun suredir gitmek icin sabirsizlikla bekledigim filmleri gormek icin sinemaya kostum: Life of Pi ve Silver Linings Playbook. IMDB'deki 8.3 ve 8.2'lik puanlari, esten dosttan aldigim duyumlar ve yorumlar o kadar olumluydu ki, beklentilerim cok yuksek olarak gittim. Life of Pi'den daha cok keyif aldigimi soyleyebilirim. Gorseller, Pi karakteri ve Pasifik Okyanusu'ndaki inanilmaz (ama aslinda gayet olasi) yasam mucadelesi oldukca etkileyiciydi. Filmin hemen her sahnesini heyecan dorukta izledim. Karakterin yillar sonraki halinin de Montreal'de yasiyor olmasi ve Old Port'taki yuruyus kalbimi caldi. Cok etkileyici bir hikaye; yazarin kurgu becerisine hayran kaldim. 


Silver Linings Playbook ise, komedi beklentisiyle gitmis olmam dolayisiyla, beklentimden daha durgun geldi. Romantik komedilerden tanidigimiz ve genelde ortalama rollerde oynayan Bradley Cooper, bu filmdeki bipolar karakterini bana gore ustun basariyla canlandirmis. 'Excelsior' ve 'finding a silver lining' dusunceleri, bence herkesin hayatinda yeri olmasi gereken onemli seyler. Hunger Games'den tanidigimiz Jennifer Lawrence da oldukca basarili ve kesinlikle daha cok gormek istedigim bir oyuncu. Film zaman zaman biraz agir, ama olumlu noktalara tutunma dusuncesi, herseye ragmen kurulan guclu iletisim ve mutlu son benim kalbimi caldi. Yalnizca Amerikan filmlerine ozgu olan iki karakterin ilginc tanismalari, enteresan bir arguman uzerine baslayan iletisimleri ve normal hayatta hic gormeyecegimiz dinamikler ve sohbetleri izlemek sanirim hosuma gidiyor. 

Neticede cok guzel ve uzundur beklenen bol dinlenmeli bir haftasonu oldu. Bir kadeh sarap ve tarcinli kurabiye kokulu mumumla Pazar aksamini keyif ve huzur icinde kapatabilirim.

October 17, 2012

SİNEMADAYKEN TUVALETE GİDEBİLİRİZ!

  No comments    
categories: 


Bazen sinemadayken oyle bir tuvalete gitmemiz gerekir ki, arayi bekleyemeyiz hani. Iste tam o zamanlarda imdadimiza yetisen bir uygulama varmis: Runpee.
Hem, filmin hangi dakikalarininda tuvalete gidersek cok kritik birseyler kacirmayacagimizi, hem de kacirdigimiz zaman filmde ne oldugunu kisaca anlatan bir uygulama. 
Hemen yukluyorum!

June 13, 2012

ALTIN KELEBEK

  No comments    
categories: 
Geceye damgasını vuran dekolte!


Pazartesi akşamı denk gelip, nedir ne değildir görmek adına kanepeye yayılıp izlediğim 39. Altın Kelebek ödül töreni yalnızca bana mı çok başarısız ve plansız geldi, merak ediyorum. Ödül sahiplerinin zaten konuşma yetisi yok, onu önceki törenlerden ve basına verdikleri başka demeçlerden de biliyoruz; fakat asıl şovu götürmesi gereken kişilerin, yani sunucuların performansı inanılmaz başarısızdı. Çok yanlış seçim olmuş. 

Fotoğraftaki üçlü, çok iyi komedi oyuncuları olabilir, ama bu, sunuculuk görevini, sunuculuk eğitimi almış başarılı kişilerden daha güzel yapacaklarına anlamına maalesef gelmiyor. Hiç mi pratik yapılmamış, kimse mi bu rolün onlara oturmadığını görmemiş, anlamadım. Çok iğreti ve başarısızlardı ne yazık ki ve izleyicilere tuhaf boşluklar ve sessizlikler yarattılar. 

İrem Sak'ın, sahneye çağrılan her kişinin anonsundan sonra pür monotonlukla "alkışlarınızla" tepkisi, ödül verildikten sonra elli kere "tebrik ederiz"ler, mimiksiz yüz ifadeleri ve tören boyunca akıcılıktan eser olmaması üzücüydü. Dizide bu kadar beğendiğim bir oyuncunun da sunuculukta bu kadar kötü olmasına şaşırdım. Demek ki neymiş? Birisi komediyi iyi yapıyorsa, komediyi iyi yapıyordur. Herşeyi değil.

Gece boyunca doğru düzgün ve içten bulduğum yalnızca iki kişi vardı: Meryem Uzerli ve Gupse Özay. Tek yaptıkları, doğal ve samimi olmaktı. Çok zor olmamalı diye düşünüyorum, diğerleri de örnek alabilir! :)

February 17, 2012

EJDERHA DÖVMELİ KIZ

  No comments    
categories: 
İsveçli yazar ve gazeteci Steig Larsson'un, aylarca 'Çok Satanlar' listesinden inmeyen Millenium üçlemesini geçtiğimiz sene bir çırpıda bitirmiş, filme uyarlandığını öğrendiğimde de merakla beklemeye başlamıştım. David Fincher yönetmenliğinde filme çekilen, üçlemenin ilki olan Ejderha Dövmeli Kız'ın ABD-İsveç versiyonu (bir de 2009 Almanya yapımı olan versiyonu mevcut, fakat onu henüz izlemedim) geçtiğimiz haftalarda Türkiye'de vizyona girdi ve tek kelimeyle, harikaydı!! Kitap uyarlaması olarak çekilen en başarılı filmlerden olduğunu düşünüyorum. Genelde, her uyarlama filmde, kitapta önemli yer tutan, ama filme dahil edilmeyen bir takım detaylar olur. Fakat çoğu filmde bu detaylar yanlış/eksik seçilir ve seyirci, kitapta hissettiklerini filmde bulamaz ve hayal kırıklığıyla ayrılır salondan. Bu film bana kesinlikle o duyguyu yaşatmadı. Aksine, kitabı okurken hayal ettiklerimi, görsel bir formata sokmak istesem, ancak bu kadar olurdu, diye düşündüm! Gerek girişteki etkileyici jeneriği, gerek oyuncaların başarısı, gerekse hikayenin akışı, dört dörtlüktü!