January 15, 2013

SALUTO ROMA!

  No comments    
categories: 

Pegasus'un mükemmel kampanyalarından birinde balıklama atladığımız Roma biletlerinin tarihine sayılı günler kaldı sonunda! 
Herşey hazır; Cumartesi'ye gün sayıyoruz! Tek birşey eksik: VİZELER. Hayırlısıyla İtalyan dostlarımızı, ülkelerini yemeyeceğimiz, akıllı uslu birer turist olup 3 gün boyunca yalnızca yemeye, içmeye ve gezmeye gideceğimiz konusunda ikna etmeyi başarırsak, o da olacak! Yahu çalışan insanlarız işte, bir Kanada ekonomisi gibi olmasa da, Türkiye'nin ekonomisi de sizinkine on basar durumda şu anda. Ne yapayım senin ülkende kalıp allah aşkına?! Schengen başvurularıyla ilgili daha neler demek istiyorum ama, susmayı tercih ediyorum şimdilik. 

Barış içinde geliyoruz sevgili İtalyanlar, verin artık pasaportlarımızı geri!



January 13, 2013

VİZYON'DAN

  No comments    
categories: 
Isin yaninda bir de final sinavlarimin yaklasmasiyla git gide asosyallesen ve yorgunluktan rengi solmus bir hale gelmistim. Dun sabah itibariyla son sinavimi tamamlamamla bir aylik donem tatilim baslamis oldu ve hayatimda bu kadar rahatladigim az olmustur desem yalan olmaz. 

Itiraf etmem gerek: universitedeyken sinavlara calisirken ve odev yaparken yaptigim butun mizmizliklardan utandim. Hem de nasil! Calisma ve ev gecindirme sikintisi olmadan, yalnizca ogrenci olma sorumluluguna sahipken sinavlar yaklastikca ne kadar mirin kirin ettigimi hatirliyorum da, cok ayip etmisim. Simdi bir yandan tum gun calisip bir yandan da aksamlarimi ve haftasonlarimi derslere, odevlere ve sinavlara ayirmam gerektigi zaman aklim basima geldi. Ozellikle bir calisan olarak en onemsedigimiz o Cuma aksamlari ve Cumartesi gunleri var ya, oturup kuzu kuzu evde makaleler okumak, efendime soyleyim, muhasebe calismak falan gerekince, sacimi basimi yolasim gelmisti. 

Cok sukur bitti sevgili okurlar. Bir ay boyunca yalnizca ise gidecegim diye oyle bir tatil hissine kapildim ki, gorseniz halime uzulebilirsiniz. Ama insan daha zoruyla karsilasinca oncekilerin kiymetini anliyor. Bu da bir ders diyelim; cok da uzatmayalim. 


Tatilim baslar baslamaz, uzun suredir gitmek icin sabirsizlikla bekledigim filmleri gormek icin sinemaya kostum: Life of Pi ve Silver Linings Playbook. IMDB'deki 8.3 ve 8.2'lik puanlari, esten dosttan aldigim duyumlar ve yorumlar o kadar olumluydu ki, beklentilerim cok yuksek olarak gittim. Life of Pi'den daha cok keyif aldigimi soyleyebilirim. Gorseller, Pi karakteri ve Pasifik Okyanusu'ndaki inanilmaz (ama aslinda gayet olasi) yasam mucadelesi oldukca etkileyiciydi. Filmin hemen her sahnesini heyecan dorukta izledim. Karakterin yillar sonraki halinin de Montreal'de yasiyor olmasi ve Old Port'taki yuruyus kalbimi caldi. Cok etkileyici bir hikaye; yazarin kurgu becerisine hayran kaldim. 


Silver Linings Playbook ise, komedi beklentisiyle gitmis olmam dolayisiyla, beklentimden daha durgun geldi. Romantik komedilerden tanidigimiz ve genelde ortalama rollerde oynayan Bradley Cooper, bu filmdeki bipolar karakterini bana gore ustun basariyla canlandirmis. 'Excelsior' ve 'finding a silver lining' dusunceleri, bence herkesin hayatinda yeri olmasi gereken onemli seyler. Hunger Games'den tanidigimiz Jennifer Lawrence da oldukca basarili ve kesinlikle daha cok gormek istedigim bir oyuncu. Film zaman zaman biraz agir, ama olumlu noktalara tutunma dusuncesi, herseye ragmen kurulan guclu iletisim ve mutlu son benim kalbimi caldi. Yalnizca Amerikan filmlerine ozgu olan iki karakterin ilginc tanismalari, enteresan bir arguman uzerine baslayan iletisimleri ve normal hayatta hic gormeyecegimiz dinamikler ve sohbetleri izlemek sanirim hosuma gidiyor. 

Neticede cok guzel ve uzundur beklenen bol dinlenmeli bir haftasonu oldu. Bir kadeh sarap ve tarcinli kurabiye kokulu mumumla Pazar aksamini keyif ve huzur icinde kapatabilirim.

January 2, 2013

EVDE BAKIM ÜZERİNE

  No comments    
categories: 
Oyle cok bakimli, suslu birisi hic olmamakla birlikte, cilt sagligina oldukca onem verip, sik sik konuyla ilgili kaynaklar okur, kendimce de bir takim uygulamalar yapmaya dikkat ederim. 
Son zamanlardaki kesiflerimden bir tanesi gul suyu oldu. Pek cok kisiden, tonik yerine gul suyu kullandiklarina ve cook memnun olduklarina dair yorumlar alirdim, fakat hic denememistim gectigimiz haftaya kadar (belki de gulsuyu kokusu biraz antipatik geldigindi, emin degilim). Niye bugune kadar beklemisim bilmiyorum! Gercekten muthis birsey, kutusunda yazdigi gibi 'ferahlatici'ligini aninda hissediyorsunuz ve tonikten cok daha temizmis hissi birakiyor. Gayet de hafif ve guzel kokuyor, beni yaniltti ve buradan da kalbimi caldi. Nivea gibi orta sinif guzellik urunlerinin fiyatina bile kiyasladigimizda, ucte biri fiyatina satiliyor olmasi da cabasi. Ben yeni tonigimi buldum anlayacaginiz. 
Sirada, bugun itibariyle ilk denemesini yaptigim sac bakim kurum var. Kalin telli, gur ve kivircik bir sac yapisindan incecik telli ve duz sac yapisina gecis yaptigimdan beri saclarima daha iyi bakma ihtiyacina kapildim sanirim. Bu sebepledir ki, onceden saclarima yaptigim nankorlugun uzerine su anda sac bakimlari yapmak cok zoruma gidiyor. Gelin gorun ki, saclar ne kadar saglikli olsa da, fazladan alaka gostermek can yakmaz. Bolca protein, besleyici yaglar ve nemlendirici malzemelerin hepsinin bir arada uygulandigi, 1 yumurta, 4-5 yemek kasigi zeytinyagi ve 2 cay kasigi baldan olusan karisim cok basarili olmaya aday benim gozumde. Her hafta bir kez yapmayi ve gozlemlemeyi kafama koydum. 4 hafta sonunda degisiklik gorecegimi umuyorum. O zaman yeniden bildirecegim. 

Son olaraksa, yine sac bakimiyla ilgili kulaga inanilmaz sacma gelen ama tecrubeyle sabit olarak (kendim denedim) sonuclari gorulmus bir yonteme kisaca degineyim. Saclarim dokuldukce sikayet etmem sebebiyle, annem bir gun bir yerde bu bilgiye denk geliyor ve bana soyluyor. Olay su: Sampuaninizin sisesine, 4-5 adet dogum kontrol hapini eziyor ve atiyorsunuz. Bir guzel karistirdiktan sonra, saclarinizi normal yikiyorsunuz. Bunun en dogru yontemi nedir bilemem, ama ben haftada 2 defadan fazla bu sampuanla yikamadim (yikarken de kafami egip yikadim, n'olur n'olmaz diyerek :D). Birkac ay boyle kullandiktan sonra, hicbir etkisi olacagini dusunmesem de, dunya kadar yeni sacim cikti ve hayrete dustum. Bunun bilimsel aciklamasi muhakkak yapilabilir, ama ben kendimce su kadar soylemekle yetinebilirim: dogum kontrol hapinin icindeki hormon takviyeleri, saclarin cikmasini tetikliyor gibi gorunuyor.

December 29, 2012

BAFETTO: BEST PIZZA IN TOWN

  No comments    
categories: 

2012'nin son Cuma'sinda, 4 gunluk tatile baslarken yapilacak en guzel sey guzel bir yemek ve sarapla acilisi yapmakti. Aralik ayinin son gunlerinde olmamiza ragmen havanin 13 derece olmasi sayesinde, Bafetto'nun on terasinda, acik havada oturduk; pizzaya doyduk.
Saskinbakkal'daki yeni kesfimiz olan (Meltem'in onerisiyle) Bafetto, tabelasinda dedigi kadar var: benim uzuun zamandir yedigim en guzel pizzaydi! Sehrin en iyi pizzasi olmasiyla ilgili iddiada malesef bulunamayacagim, cunku cok pizza yiyen biri olmadigim icin kiyaslama yapmam mumkun degil. Fakat Meksika pizzasi gercekten muhtesemdi. Malzemesi bosbol, hamuru incecik, sunumu super. Ev sarabi ise (ben kirmizi denedim) biraz buruk, ama benim icin oldukca superdi! Cok kibar ve hizli hizmeti, guzel muzikleri, sicacik ambiyansi ve super lezzetli pizza ve tatlilari icin tekrar tekrar gitmek icin cok bahanem var!

* Sali aksamlari ladies night'mis - pizza alana yaninda bir kadeh sarap hediye!
* Eve servisleri de mevcut!
   Duyurulur!

http://bafetto.com/

Adres: Bağdat cad. Şaşkınbakkal Mahallesi Ikramiye Blok No 361/a Kadıköy Istanbul 
Telefon: 0216 360 12 07





{Elmali-tarcinli-yulafli tatlilari seviyorsaniz apple crumble'i da denemeniz tavsiye olunur!}

December 25, 2012

PARİS REHBERİ

  No comments    
categories: 

Yaklasik birkac ay once, sevgili arkadasim Meltem, Paris'e gitmeye hazirlanan arkadaslari icin sehirle ilgili temel bilgileri iceren, gidilecek yerleri ozetleyen, turist rehberi niteliginde bir yazi yazmis ve bana gondermisti. O zamandan bunu blogda paylasmaya karar vermistim; gunu bugun oldu. Paris'e yolum dustugunde mutlaka elimde bu yazinin bir kopyasiyla gidecegim. 
Ilgilenenlere guzel bir kaynak olsun; Paris'e selamlar! 
Beklesin, ben de gidecegim firsat bulunca! 

December 11, 2012

ESKİ - YENİ YIL LİSTELERİ

  2 comments    
categories: ,



Aralık ayının yavaş yavaş sonuna yaklaşırken, geride bıraktığımız yılı değerlendirme, önümüzdeki sene için istediğimiz değişiklikleri belirleme ve yeni hedefler koyma dönemine giriyoruz çoğumuz. Gerek profesyonel, gerekse kişisel anlamda kendimizi değerlendirmek, yeni hedefler belirlemek konusunda bize yol gösterici olduğu gibi, bu zaman zarfında nelere ulaştığımızı, başardığımızı ve mutluluklarımızı da hatırlamamızı sağlıyor; dolayısıyla şükredeceğimiz şeyleri de anımsatıyor. Listeleri sevmemin en buyuk sebeplerinden biridir nitekim. 

Yeni hedefler koymak, yapılacaklar ve istekler listesi hazırlamak kimilerine göre gereksiz olsa da, benim için her zaman bir keyif olmuş, ayni zamanda yeni bir sayfaya, daha motive ve organize olarak başlamamı sağlamıştır.

Çok uzatmadan, önce 2012’yi özetleyen, sonra da 2013 hedeflerimi toparladığım Top 10 listelerini paylaşıyorum:

2012'de neler yaptim?
1. Takımla kürek çektim, yarışa katıldım
2. MBA’e başladım, yeniden öğrenci oldum
3. İstanbul’u, İstanbul’lu gibi benimsedim
4. Hayatımın ilk maratonunu koştum; bundan sonra her sene katılma kararı verdim
5. Çokca film izledim
6. Çok okudum, çok araştırdım
7. Dalış yapmak için korkumu aşmama daha vakit olduğunu anladım
8. 30 günlük şeker (yememe) testini başarıyla tamamladım
9. Hatay’a gittim; sehre, yemeklere ve insanlarına aşık oldum
10. Kendi işim için plan yapmaya başladım

2013'de neler istiyorum?
1. Kişisel bütçe yönetimi konusunda kendimi geliştirmek ve tasarruf yapmayı alışkanlık haline getirmek (bu konuya daha sonra detayli deginecegim)
2. Gerçekten sevdiğim işi yapıyor olmak
3. Okul ortalamamı mümkün olduğunca yüksek tutmak
4. Daha çok fotoğraf çekmek, daha çok okumak, daha çok yazmak
5. İş – okul koşturmasına rağmen spora bir şekilde yeniden zaman ayırmak
6. En az 2 kez yurtdışına çıkmak (birisi Ocak ayında gerçekleşecek – şimdiden yari yariya basarili bir hedef!)
7. Yeni bir spor/aktivite öğrenmek (tırmanış listemin başında)
8. Türkiye'de henuz görmediğim bir şehri görmek
9. Bir sosyal sorumluluk projesine dahil olmak
10. Yeni bir eve taşınmak

Baska liste yapan?



October 18, 2012

THE FUN THEORY

  No comments    
categories: 

Bu haftanin basinda, MBA'deki pazarlama dersime konuk konusmaci olarak Sony Mobile'dan Zafer Sever geldi ve daha once hic duymadigim (belki farkinda oldugum ama ne oldugunu bilmedigim) bir konuyu anlatti: "GAMIFICATION". Yani "oyunlastirma".

Peki ne demek? Ozetle, hayatimizda rutin olarak var olan aktiviteleri/hareketleri, icine oyun ogeleri katarak eglenceli ve dolayisiyla daha ilgi cekici hale getirmek diyebiliriz. Gunumuzde en cok pazarlama araci olarak kullaniliyor olsa da, aslinda 'oyunlastirarak', sikici bir isi daha yapilir kilmak da mumkun olabilir. Yani eglence katarak, davranislarimizda olumlu bir degisim saglayabiliriz. Bu dusunceden yola cikarak dunyanin cesitli yerlerinde projeler yapilmis. Volkswagen'in girisimi olarak ortaya cikan The Fun Theory, bunlarin paylasildigi harika bir site. 

Niye daha fazla yayilmasin?


October 17, 2012

SİNEMADAYKEN TUVALETE GİDEBİLİRİZ!

  No comments    
categories: 


Bazen sinemadayken oyle bir tuvalete gitmemiz gerekir ki, arayi bekleyemeyiz hani. Iste tam o zamanlarda imdadimiza yetisen bir uygulama varmis: Runpee.
Hem, filmin hangi dakikalarininda tuvalete gidersek cok kritik birseyler kacirmayacagimizi, hem de kacirdigimiz zaman filmde ne oldugunu kisaca anlatan bir uygulama. 
Hemen yukluyorum!

September 26, 2012

TURUNCU

  No comments    
categories: 

Hep araları daha kısa tutayım diyorum kendi kendime, ama bir türlü beceremiyorum. 

Geçtiğimiz sene hayatımın oldukça rahat senelerinden birini geçirmiştim. Çok düzenli çalışma saatlerimden arta kalan vaktimi spor ve keyif için bol keseden dağıtabiliyordum. Fazla konfor ve keyif zaman içinde dürttü tabii beni; "daha çok şey yapabilirsin bu vaktinde" dedim kendime. Ve güzel yaz mevsiminin ardından, kendimi yoğun bir yüksek lisans programına kaydettirmiş buldum. 

Her zaman yapacağımı bildiğim birşeydi yüksek lisans. Sadece yer ve zaman konusunda fikirlerim çok değişikliğe uğradı. Hep yurtdışında yapacağımı düşünürdüm bir defa. Ve belki daha sonraki yıllarda. Ama öğrencilikten o kadar ayrı kalmaya gönlüm el vermedi. Madem başka şeylere vakit yaratabiliyorum dedim, o zaman yüksek lisansı niye erteliyorum!? İşi de bırakmak istemiyorum. E o zaman? Arayıp tarayıp akşam programı bulup, kayıt! Tabii yaşadığım şehir İstanbul olunca, lojistik büyük problem! Okula ayırdığım vakit kadar da trafikle boğuşmaya ayırıyorum. İşin bu kısmı esas zorlayıcı olan. 

Velhasıl, en sevdiğim mevsim olan sonbaharla birlikte, ben de okula başladım! Bir kez daha öğrenci olmak, "hocam" kelimesini kullanmak, sınıfa girmek, öğrenci kartına sahip olmak ve bilimum etkinliklerde öğrenci bileti almak...! Şimdilik çok güzel, çok heyecan verici! Zaman içinde yorgunluktan zombiye dönebilir, şikayet etmekten bir hal olabilirim; o ihtimal hep var. Ama gerçekten bilinçli ve isteyerek öğrenciliğe dönmek çok farklıymış, daha bir kıymetli geldi sanki. 

Aklınızda varsa çok da düşünmeyin; başlayın. Tavsiye olunur!

September 11, 2012

BİR TATLI HUZUR

  2 comments    
categories: 

Bayramlar seyranlar, tatil, okul kaydi vs. derken bir baktim Eylul ortasini bulmusuz neredeyse. Oysa tatil boyu blogda paylasacagim seyleri kafamda kurup duruyordum. Su an neredeyse hicbirini hatirlamamakla birlikte, hayatimda heyecanli ve yogun bir doneme adim atiyor ve bundan sonraki paylasimlarin nasil degisecegini dusunuyorum. Okul + is kombinasyonunun yogun temposundan geriye kalan vakitleri aynen onceden oldugu gibi dolu dolu, bol gezmeli ve kesifli gecirmeyi planliyorum!

Tatilden kisa notlar:
*Bodrum her seneki gibi mukemmel, donusu ise hic mi hic keyifli degildi.
*Turgutreis'teki meshur esnaf lokantasi Ana-Ogul'u deneme firsatim oldu: cesitler ve lezzetler sahaneydi. Favorim kiymali bamya ve limon aromali sekerpare oldu.
*Malesef bu gidisimde de meshur Kismet'e gitme firsatim olmadi, ama en azindan yerini kesfettim. Bir sonraki sefere artik kismetse.


*Bodrum Bale Festivali kapsaminda, Bodrum kalede `Bir Yaz Gecesi Ruyasi`na gittim - ne baleye benziyordu, ne bisey. Ses duzeni gayet vasat, sov ise ondan da kotuydu. Dansa, muzikallere ve baleye bu kadar ilgi duyan biri olarak sovun sonunu zor getirdim ve cok da uzuldum. Gercekten guzel bir sov izleyecegime inanarak gitmistim.

{Gokova Korfezi'ne yukaridan bakis}
{Akyaka aciklari}
*Cesitli tavsiyeler ve duyumlar uzerine, el degmemis sahane kumsallar bulma beklentisiyle Akyaka'ya dogru yola ciktik bir gun.  Aklimizda olan iki yer vardi: Cinar Plaji ve Akbuk Koyu. Bayramin ikinci gunu olmasinin da buyuk etkisi oldugu dusunuyorum, fakat hem Akyaka merkezi, hem de Cinar Plaji (malesef Cinar Plaji'na giden yol, arabamizin ucuruma yuvarlanma endisesiyle yuregimiz agzimizda tamamladigimiz bir yol oldu) macerasindan sonra, hayal kirikligi icinde Bodrum'u birakip onca yolu geldigimize epey uzulduk. Sonradan tanistigimiz kisilerden Akbuk'un cok daha guzel oldugunu ogrendik ama oraya gitmeye sabrimiz kalmamisti. Bir tekne kiralayip aciklarda sakin sakin yuzduk daha sonra, o ayri. Dogasi muthis; ormanlarin ortasinda kalan, agaclarin ve gokyuzunun renklerini kombine edip yansitan tupturkuaz sularda yuzmek nefisti. Fakat kalkip da Bodrum'dan Akyaka'ya gitmeye gerek var miymis derseniz; yokmus.
*Akyaka'ya gitmenin bir avantaji, Gokova Korfezi'nin muthis guzellegine sahit olmak oldu.


*Ikinci avantaji ise: "ormanci" turkusunde sozu gecen bir Belen Kahvesi vardir hani - o Belen Kahvesi'ne gitmek, ona cok yakin Pinarbasi Restorant adinda kocaman bahceli, 800 yillik devasal bir Cinar'i barindiran bir yeri kesfetmek oldu. Hayatimda yedigim enn guzel tereyagli yumurtayi ve bazlamayi orada yedim diyebilirim. Kahvaltiyla yetinmedik, paket yaptirik yanimiza da aldik, o derece. Kesinlikle afiyet oldu.

Tez zamanda yeniden gorusmek dilegiyle, iyi geceler!